KASIMPATI

8 Kasım 2021

Kasımpatı (veya bazılarının tercih ettiği ismiyle, krizantem) nedense bana hep Kasım ayını ve 10 Kasım törenlerini hatırlatır. Yaşadığım ev eski bir okulun binasına ve bahçesine bakıyor. Özellikle 10 Kasım’da çingene çiçekçiler okulun önünde rengârenk kasımpatıları satarlar. Ben de çatı bahçemden onları izlerken geçmişe ve çocukluk günlerime dönerim. İlkokuldayım, hava puslu ve soğuk… İç salonda önce saygı duruşu yapılıyor, sonrasında da kasımpatılarla süslenmiş Atatürk büstünün önünde Ata’ya dair şiirler okunacak, konuşmalar olacak. Hepimiz için duygu yükü ağır bir gün çünkü yas süreci hala devam eden büyük kahramanı anma günü. Ama beni en çok etkileyen oraya hepimizin getirdiği rengârenk kasımpatılar. Evet, gün hüzünlü; ülkemizi kurtaran kişinin ölümüne dair yastayız; onu anıyoruz ama çiçekler sanki ondan aldığımız esini ve değerleri devam ettirmemiz için umut simgeleri…

Kasımpatıların en çok sarı olanları bana coşkulu gelir. Bordo olanları biraz diğerlerinden daha asil bulurum; pembeler ise sanki hercaidir, kaçıverecekler gibidir. Kasım aylarında onlardan, saksılarda bahçemi renklendirmelerini isterim. Bazı arkadaşlarım kasımpatıları papatyaya benzetirler. Gerçekten de sağlığa yararları konusunda benzeyebilirler ama bana göre aralarında bir karşıtlık da mevcuttur: Papatya ilkbaharın müjdecisi iken, kasımpatı sonbaharın hüznüdür.

Zaten kasımpatı galiba sanatçılar için de hüznün sembolü olmuştur. Örneğin, “J’arrive” (Geliyorum) adlı şarkısında Jacques Brel, “Krizantemlerden krizantemlere, her defa daha yalnız. / Krizantemlerde krizantemlere, her defa daha fazla. / Geliyorum, geliyorum. / Oysa ne kadar isterdim bir kez daha âşık olmayı. / Yalnız kalmamak için bir trene biner gibi. / Başka yerlerde olmak ve kendimi iyi hissetmek için” sözleriyle yaklaşan ölümle yüzleşir.

Fransızların efsane şair şarkıcısı Georges Brassens’in biyografisini yazan Pierre Berruer, onun öldüğü 31 Ekim 1981 günü için “Artık papatyalar yok, sadece krizantemler…” sözcüklerini düşer. Berruer, Brassens’in her yerde kolayca biten, kendini âşıkların ellerine bırakan, özgürlük çiçeği papatyayı ne kadar sevdiğini bilir.

1884’de Pierre-Auguste Renoir, koyu yeşil bir vazo içerisinde yoğun biçimde beyaz, kırmızı ve sarı kasımpatıları resmeder; çiçeklerin bir kısmı vazoya sığmamış, vazonun hemen yanında yer almıştır. Bu tablo, natürmortlarında hep birden fazla tür çiçeği bir arada resmeden Renoir için, tek tip çiçekten oluşması nedeniyle bir ilktir ve kasımpatının biçimiyle Renoir’ı ne kadar etkilediğini göstermektedir.

Bir başka sanatçı, şair Selahattin Yolgiden ise “Kasımpatı” adlı şiirinde, “…solmuş resimlerde gülen rumlar, yahudiler, ermeniler. / boydan boya çamaşır serili balkonlarda, / kasımpaşa’ya karşı kasımpatı büyütür kadınlar” der.

Kasımpatılardan etkilenen tek edebiyatçı, kuşkusuz Yolgiden değildir. “Madam Krizantem”, Pierre Loti’nin 1888’de yayınladığı, büyük sükse yapmış romanının adıdır. Loti, 1885’de Japonya’ya gider ve Nagazaki’ye varır varmaz, o yıllarda Japonya’da yaygın olan bir yöntemle, on sekiz yaşındaki bir Japon kızıyla ailesinin rızasını da alarak, bir ay süreli, kontrata dayalı bir evlilik yapar. Romanının esin kaynağı kızı, belki de mutluluk ve hüznü birlikte çağrıştırması nedeniyle, Kiku-San (Madam Krizantem) olarak adlandırır. Loti, bir ay sonra otuz beş yaşında Nagazaki’yi terk eder. Bu roman 1893’te André Messager tarafından aynı adla operaya, 1944’de ise Alan Rawsthorne tarafından yine aynı adla bale suitine dönüştürülmüştür.  Her ne kadar romana sadık bir uyarlama olmasa da Giacomo Puccini’nin 1904 tarihli “Madama Butterfly” operası da kısmen bu romandan esinlenmiştir. Öte yandan, Amerikalı antropolog Ruth Benedict’in “Krizantem ve Kılıç” adlı eseri de, üzerinden altmış yıl geçmesine rağmen hala Japonya’nın kültür tarihine ilgi duyanların kaynak kitabıdır. Benedict bu kitabında, Japon ideolojisinin gelişimini ve bu toplumun büyüleyici özelliklerini anlatmaktadır.

Kasımpatı (krizantem) sadece 10 Kasım nedeniyle ülkemizde yasın sembolü değildir. Örneğin, Fransa’da da “1 Kasım Ölüleri Anma Günü” (Toussaint) nedeniyle ölümle ilişkilendirilir ve o gün ülkede otuz milyon saksı kasımpatı satıldığı söylenir. Ama diğer yandan, bazıları tarafından iyimserlik ve neşe simgesi olarak da kabul edilir. Hatta Japonya’da da Mutluluk Festivali’nin simgesidir.

Benim için de kasımpatı/krizantem sonbaharın hüznünü ve ölümü çağrıştırır, Atamızı anmayı ve ayrılıkları simgeler ama bahçemde ağaçlar yapraklarını döküp doğada her şey solarken, hepsine inat tomurcuklanıp etrafı renklendirdiği için, aynı zamanda da gönlümde umutsuzlukların içinden filizlenen bir umut çiçeğidir. Yaşantımızdaki karamsarlık ve umut gibi ikilemli karanlık duygulara yönelik bir ışık imgesidir.

Füsun Aygölü

2 Yorum

Yukarı