
Görüntülenme Sayısı: 19
Otorite / yetke kişinin herhangi bir konuda yeterli olduğuna başkalarını inandırma, itaat ettirebilme, emredebilme ve yaptırım gücünü güvenli olarak gösterebildiği davranış özelliğidir.
Sosyolog Max Weber otoriteyi, geleneklere bağlı olarak ortaya çıkabilen “Geleneksel Otorite”, kişinin / liderin olağanüstü gibi görünen davranış özelliklerinden kaynaklı “Karizmatik Otorite” ve iktidar nedeni ile akılcı kurallar aracılığı ile oluşturulabilen “Hukuksal Otorite” şeklinde sınıflandırmıştır. Ayrıca bir de kişinin kendi kişilik özelliklerine bağlı olarak, kalıplaşmış düşünce yapısı ile ortaya çıkabilen radikal, sert ve sınırları keskin olan “Kişisel Otorite” vardır.
Otorite kavramı her zaman kurallar dahilinde olmayabilir, saygınlık ve liderlik vasıflarını kapsayabilir. Otorite ile disiplin aralarında belli bağlar olsa da farklı iki kavramdır. Disiplinde kurallar vardır ve davranış eğitimi söz konusudur. Doğru davranış için tasarlanan uyarıları ortaya koyup zararı önlemek amaçlıdır, sonucunda bir yarar sağlar. İçeriğinde huzurlu olmak için yapılan, güvenliği de sağlayabilen alıştırmalar vardır.
Otorite özellikle çocuk yönünden irdelenen bir konudur. Aile içinde “ebeveynlerin otoriterliği” konusu özellikle son yıllarda önem kazanmıştır. Ailede “anne otoriter olursa çocuğa olumsuz etkileri nelerdir” veya “baba etkili olursa ne olumsuzluklar ortaya çıkabilir” yaklaşımlarını bu konuda otorite sayılan ruh bilimcileri de tartışmaktadır. Oysa her ailenin farklı bir yapısı vardır, çocuk da bu yapıya uymaktadır. Otoritenin kim olacağı onun kişilik özellikleri ile de ilgilidir. Baskın, katı ve kalıplaşmış düşünce yapısındaki mükemmeliyetçi ebeveyn farkında olmadan otorite rolünü benimser. Oysa ailede ebeveynler mümkün olduğu kadar sorunlara “biz” olarak yaklaşmalıdırlar. Günümüzde sanıldığının tersine demokratik bir aile yoktur, ailede hiyerarşi söz konusudur, ancak otoriteyi iki yetişkin ebeveynin paylaşması çocukların gözünde ebeveynlerin tek sesliliğini de pekiştirecektir. Yalnızca annenin ya da babanın otoriter, sert ve katı duruşu ve dili hem onları, hem çocukla olan ilişkiyi, hem de çocuğu yıpratır. Çocuğa “hayır, olmaz” derken iletişim dili de çok önemlidir. Kararlı ve net, bağırmadan ama açıklayıcı kısa cümlelerle ve duyguları katarak kurulan iletişim anne, baba ve çocuk arasındaki bağları zorlamaz. Çocuğu disipline ederken otoritenin yaygın ve yanlış enstrumanı olan zorbalık, şiddet veya yüksek sesle yargılayıcı, değersizleştirici cümleler ilerideki yaşlarda ondan size olumsuz olarak yansıyabilir. Ebeveyn sabırlı, çözüm arayıcı ve aynı zamanda iyi bir dinleyici olmalıdır. Çocuk ebeveynin kendisini sevdiğini, ona değer verdiğini ve onu ebeveynlik rolü gereği koruduğunu hissetmelidir. Ailede otoriteyi çocuk seçmez ama yönlendirir ve olaylarla ilgili yaptırımlar sonucu gözlemler, fotoğraf çeker ve uygun zamanda da geri yansıtabilir. Otoriter ebeveyn çocukları güvensizlik ve sahte kendilik içerisinde debelenirler, öz disiplinde problem yaşarlar.
Okulda da otorite oldukça önemlidir. Okulun kuralları, sınıfın kuralları ve en önemlisi arkadaş ilişkilerinde sosyallik adına konan kurallar zaten yorucudur. Bunları öğrenip baş etmeye çalışan çocuğun karşısına titiz, katı disiplinli, katı kuralları olan, keskin sınırlarla tepki veren öğretmen tipi gerçekten zorlayıcı ve sevimsizdir. Öğretmen – öğrenci ilişkisinde öğretmenin disiplini zorbalıkla, sözel hakaretler veya değersizleştirici söylemlerle ya da dinlemeden, anlamadan verilen cezalarla sağlaması çocuğun hem kişilik gelişimine, hem öğrenmesine hem de sınıf içindeki ilişkilerine olumsuz katkıda bulunur.
Özellikle ön ergenlik ve ergenlik dönemlerinde arkadaş ilişkilerinde zorbalığa dair sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunlar daha çok otoriter konumdaki annelerin farkında olmadan övündüğü lider konumundaki çocuklarının diğer çocuklara yönelik olumsuz davranışları mağdur olan çocukların kendilerini değersiz hissetmelerine ve izole olmalarına neden olabilir. Aynı zamanda grup içinde lider konumundaki çocuğun başka bir çocuğu gruptan atması, izole etmesi de otorite kurmasına dair kullandığı bir zorbalıktır. Okullarda rehber öğretmenler bu konudan haberdar olurlarsa, yeterli eğitim ve donanım almışlarsa hem mağdur olan hem de mağduriyeti yaşatanlarla gruplar yaparak sorunu çözebilirler düşüncesindeyim. Tabii ki burada önemli olan o anlık düzelme değildir. Bu tür durumlarda rehber öğretmenlerin uzunca bir süre izlemeleri, gözlemlemeleri de gereklidir.
Yetişkinin yanlış yapılanmış otoritesinde çocuk kurban / mağdur konumunda olduğu gibi, çocuklar arası ilişkilerde de otoriter çocuk cellat konumuna geçebilir. Son yıllarda daha sık rasladığımız izole etme, ironik veya çatal dille değersizleştirme ve sosyal medya üzerinden olumsuz / saldırgan tepkiler her iki taraf için de çok yorucudur.
Yetişkinler, ebeveynler veya öğretmenler ergenlik öncesi ve ergenlik dönemlerinde otoriteyi kaybetme endişesi yaşayabilirler. Çünkü artık bağımsızlaşma, bireyselleşme dönemine girilmiştir. Yetişkin, ergenin itirazları ile baş edemediğinde zayıflık hisseder, çocuk onsuz hareket etme çabasındadır. O zaman yetişkinin baskısı başlayabilir ya da var olan baskı artabilir. Sonrasında ergenin saldırgan tepkileri ve direnişi başladığında ebeveynin de zorbalığa dair tepkilerini görmek mümkündür.
Günümüzde ebeveynleri en çok yoran şeylerden biri çocuklarının sosyal medya ilişkileri, bilgisayar oyunları, zamanını ve bulunduğu mekanı bildirmemeleri, yaş ilerledikçe de sigara, puff, nargile veya alkollü içeceklerin denenmesi anne baba ile genci karşı karşıya getirmektedir. Ebeveyn ceza yöntemine başvurduğunda ve otoriter olduğunda ilişkiler çözümsüzlüğe gitmektedir. Özellikle yaşadığımız dünyada ebeveynin endişe duymasını haklı bulsak da çocuk veya ergenle kurduğu iletişim dili yargılayıcı ve yaptırım üzerinden olduğunda, yani otoriter olduğunda çözümsüzlükler ortaya çıkmaktadır. Sorunları aşmada ebeveyn otoritede olumsuz pekiştireçler kullanır ve problemleri daha da çözülmez hale getirir. Belki ergene verilen cezalar onu bir süre için frenlese de daha sonrasında daha şiddetli uyumsuzluklar ortaya çıkarabilir. Ebeveyn otoritesini kaybetme korkusu ve endişesi ile bu yollara başvurmaktadır. Otoriter olma sonucunda zorbalık veya şiddet oluştuğunda ergenin sıra dışı yaptıklarına tam çözüme ulaşılmadığı gibi barışçıl bir ortam da oluşmaz.
Ailede kadının eğitim almış olması, ekonomik ve kültürel bağımsızlığı evdeki otorite rollerini de değiştirebilir. Otoritenin cinsiyeti olmaz, ama otorite kişiliğe bağlıdır, diyebiliriz. Ancak özellikle doğu toplumlarında şiddete ve zorbalığa varan cinsiyetçi bakışla ortaya çıkan otorite erkeğin endişesi ve korkularına dairdir. Kadın kendi bağımsızlığını sağlamlaştırdığında bu otoriter yaklaşımlar bitmese de azalabilir. Tarihte kadının yönetimlere katıldığı ve anaerkil pek çok örnekleri vardır. Yunan mitolojisindeki “Amazon Kadınları” , eski Türk boylarındaki “Hanımlar/Hatunlar” ve eski İskandinav kültüründeki” Skjaldmö” savaşçı kadınları bunların en ünlüleridir.
Kurallar, sınırlar, disiplin ve otorite birbiri ile yakın ilişkili kavramlardır. Bazen ebeveynlik, öğretmenlik ve arkadaşlık kavramlarının birbirine karıştığını görmekteyiz. Bu durumda çocuk veya ergenin de kafası karışabilmektedir. Önemli olan bu farklı kavramların içeriğinin yetişkinler ve çocuk /ergenlerce iyi özümsenmesi ve yansıtılmasıdır. Hem yetişkin hem de çocuk / ergenin bu kavramlar arasındaki farklılıkları iyi anlamaları gerekmektedir. Kavramların ne amaçla olduğu önceden belirlendiğinde karmaşalar da yaşanmayabilir. Çocuk ve ergen dünyasında, aile ve okul ilişkilerinde disiplin ve kurallar öğretilirken otoriter davranışların sınırlarının net olması gereklidir ve bu davranışlarla yetişkin kaotik olumsuz durumlar yaratmamalıdır. Otoritenin disiplin uğruna zorbalığa dönüşmemesine özellikle yetişkinler dikkat etmelidir. Yaşanan her olumsuzluk ruhsal yaşantımızda izler bırakır, modeller oluşturur ve ilerideki yaşantımızda bu izlerin kişilik gelişimimizde olumsuz etkileri ortaya çıkabilir. Sosyal ilişkilerde kabul görmek uğruna inandıklarımızı söyleyememek, beğenilme ve onay alma nedeni ile yanlış olan davranışlara karşı çekingen davranmamız, gölgede kalıp fikirlerimizi ortaya atamamız, ya da geçmişten modeller alıp zorbalığı veya baskıcı bir otoriteyi benimsememiz karşılaşılabilecek kişilik özellikleri arasındadır.
Füsun Aygölü