
Görüntülenme Sayısı: 37
Kuşlarla ilgili anılarım ve çağrışımlarım çok az diye düşünüyorum. Doğada vahşi olanlarla ilgili bilgim olsa da onları masal dünyasında, belgesellerde veya çizgi filmlerde tanımışımdır. Kartal bana ya okuduklarımdan ya da seyrettiklerimden göklerin vahşi kralı veya kraliçesi gibi gelmiştir. Yırtıcı ve aynı zamanda ihtişamlıdır. Kocaman kanatları ile adeta kapsayıcıdır. Çok yükseklerde uçabilir ve herkesi “tepeden” keskin bakışları ile gözleyebilir ve istediğinde de hızla ulaşabilir, çok güçlüdür. Sanki rekabeti sevmezmiş gibi görünür oysa rakipsizdir. Ormanların kralı aslan ise göklerinki de neden büyük ve güçlü yırtıcı kuş olan kartal olmasın?
Gökyüzündeki başka hayvanlarla ilişkisinde de akılcı olanı tercih eder. Örneğin kargalar kartala sataştığında, kartalın kanatlarını gagaladığında, didiklediğinde kartal aniden yükselmeye başlar ve onların erişemeyeceği yüksekliğe çıkar, karga o yüksekliğe çıkamayacağından onu didiklemeyi bırakıp kaçmak zorunda kalır. Kartal kargaya şiddet göstermeden rahatsız olduğunu ve yükseklere uçarak gücünü göstermektedir. Keşke insanlar da bu tarz bir tepki ile rahatsızlıklarını ve güçlülüklerini gösterebilseler. Gerçi bazı yetişkinler sorun yaşadıkları ilişkilerini askıya alıp mesafe koyarlar, kartalın kargaya tepkisi de benzerdir.
Kartal kelimesi Türkçe kökenlidir. Eski Türkçe’de Kartal “Aklı karalı” ya da “karaya çalan renk” sözcüğünden evrilmiştir. Tasavvuf edebiyatında kartal aklı simgelemektedir ve insanların davranışlarına yakın tepkiler verir. Ancak insanlardan ve diğer hayvanlardan uzak, çok yükseklerde, kayalıklarda yaşarlar. Hristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de kartal Yuhanna simgesidir. Dört İncil’den Yuhanna’nın vahiyinde yahudi din alimi Hezekiyel Peygamber’in kehanetlerinde vardır. Kartal İsa Peygamber’in göğe çekilişini simgeler. Dürüst insanların ölümsüzlüğe inancı gibi gözünü ayırmadan güneşe baktığı düşünülür. Geniş kanatları, keskin gözleri ve güçlü pençeleri vardır. Pençeleri ile kendi vücut ağırlığının hepsini taşıyabilir. Psikoloji dünyasında özbenlik ve farkındalığı simgelediği varsayılır. Sezgileri güçlü olan, mantıklı ve gözlemci kişilik özelliklerine atfedilir.
Yeryüzünde altmıştan fazla türü vardır ve her biri benzersiz özelliklere sahiptir. Kartal resimlerde kurban taşırken betimlenir. Totem hayvan sembolizminde varlık olarak güçlülüğün simgesidir. Güneşle dişil olan doğayı döllediği için kartal eril eylemle babayı- fallusu simgeler. Ona hükümdarlık, güç ve kuvvetle ilgili anlamlar atfedilir. Bu nedenle tarihte ve şimdilerde de bayrak imgesi veya arma olarak da gücü ifade eden bir simge olarak kullanılagelmiştir. Tarihte kartal Oğuz boylarının kuş amblemleri arasındadır. Arnavutluk bayrağında özgürlük ve cesareti, Kazakistan bayrağında özgürlüğü, Mısır bayrağında ise Selahattin Eyyubi’yi simgemektedir.
Ülkemizde “Kara Kartal” Beşiktaş Kulübünün simgesidir ve bu simge takımın sahada siyah formayla oynadığı 19 Ocak 1941 tarihinde Mehmet Galin isimli bir taraftarın “Haydi Kara kartallar hücum edin” tezahüratı ile ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar da hem bayraklarında hem de maçlarda “Kara Kartal” olarak kullanılmıştır.
Kartal kuş türleri arasında en uzun yaşayanlardandır. Yetmiş yıl kadar ömürleri vardır, kırklı yaşlarda pençeleri sertleşmeye başlar, esnekliği azalır ve ilerleyen zamanda avını tutamaz, gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanıp tüyleri kartlaşır, kalınlaşır uçması zorlaşır. Ya böyle devam edip ölümü bekleyecektir ya da yüz elli gün süren “yeniden doğuş” sürecine girecektir. Yeniden doğuşta bir dağın tepesine uçar, bir oyuktaki kayayı gagalayarak gagasını söker ve gagası düşer. Yeniden gagasının çıkmasını bekler ve yeni gaga ile pençelerini çıkarır, yeni pençe çıkınca ise eski tüylerini yolar beş ay içinde de yeniden uçuşa hazırdır ve bu yeniden doğuş süreci ile yirmi yıl veya daha uzun yıllar kazanmış olur. Keşke insanların da böyle kendilerini ve bedenlerini yenileme olanakları doğal yoldan olabilseydi de ne bu kadar estetiğe ne fit olmaya ne de ilaçlara ihtiyaçları kalmasaydı. Ancak insanoğlu da ruhsal yaşantısında kendisini rahatsız eden, zorlayan veya acıtan pek çok alışkanlığını fark ettiğinde değiştirme çabasındadır. Üzücü ve travmatik anılarla olan yüzleşmeler ve kabulleniş ile ruhsal olarak bir yeniden doğuş gerçekleştirebilir.
Ülkemizde onbir çeşit kartal vardır. En önemlisi geniş kanatları ve büyük gövdesi ile “Şah Kartalı”dır. Şah kartalı Bolu, Gerede ve Trakya’da yaşamaktadır. Atmacagiller ailesinin üyesi olan şah kartalı Güney Avrupa ve Güney Rusya’da yaşamaktadır. En güçlü kartal olan beyaz Harpia Kartalı ise Güney Amerika’da, Amazon yağmur ormanlarında yaşamaktadır. Kartal yavrusuna “Pip” denmektedir. Kartallar da tıpkı memeli hayvanlar gibi üremektedirler. Kloak öpücüğü sonrası testisleri vücut içerisinde bulunan erkek spermleri kendi kloaklarından dişinin kloaklarına geçerek üreme sağlanmaktadır.
Kartal İstanbul’un, Anadolu yakasında Marmara Denizi kıyısında Kocaeli’ne yakın ilçesidir. Batısında Maltepe, doğusunda Pendik vardır. VI. yüzyılda “Kartilimen “ ismi ile bir balıkçı köyüymüş. İstanbul’un en yüksek tepesi olan Aydos Tepesi ve İstanbul’un balkonu dediğimiz Yakacık tepesi Kartal’dadır. Aydos Rumca’da kartal anlamına gelmektedir. Benim anılarımda Kartal ise biraz Yakacık gezilerimizden ya da çocukluğumdaki Yalova’ya arabalı vapurlarının kalktığı, kağıt helva yediğim yer olarak çok sınırlı bir yer etmiştir.
“Dal sarkar kartal kalkar, kartal kalkar dal sarkar” tekerlemesi ise konuşma tekniklerinde ve özellikle tiyatro eğitiminde diksiyon çalışmalarında çok kullanılan, çene hareketlerini düzenleyen bir tekerlemedir. Hızlı ve art arda söylenmesi için çaba göstermek gerekebilir. “Kartallar Yüksek Uçar “dizisi ise 1984 yılında yayınlanmış ilk dizilerdendir. Senaryosunu Atilla İlhan yazmış, Sadri Alışık ve Selda Alkor başrollerde oynamıştır. “Hanım Ağa” tabiri bu dizi ile klişeleşmiştir. İki aile arasındaki sosyal – kültürel ve çevresel çatışmaları yansıtan on iki bölümlük bir diziydi. Zamanında hepimizi ekranlara kilitlemiştir. Daha sonra, galiba 2007’de yeniden çekilmişti. Çocukluğumuzun en önemli romanlarından “Heidi” de Alp Dede’nin eliyle yaptığı tahta kartal heykeli oldukça simgeseldir. Heidi Frankfurt’a gittiğinde o tahta oyuncak yanındadır ve ona güç verir, Clara’dan ayrlırken bu kartal ona da güç versin diye arkadaşına bırakır. Filmin son sahnesinde ise Heidi Alp dağlarının bir yamacında kollarını açarak koşar, adeta kartal gibi güçlü ve çevik olarak.
Kartalları çocukluğumun masallarından, daima yırtıcı ve kuvvetli, göklerin güçlü hakimi, korkutucu bir hayvan olarak anımsarım. Kartalları yazarken insanların güç, hakimiyet ve vahşiliğin doğada nasıl sürdürüldüğüne dair çok farklı şeyler öğrenmesi gerektiğini düşündüm. Çok güçlü olsan da kendini veya başkalarını korumak uğruna bu gücü en az zarar vererek gösterebilirsen kuvvetliliğin saygınlık kazanabilir. Doğadaki vahşilik genellikle aç kalmakla ilgilidir, çünkü doğada yaşamak başka canlılarla mücadele gerektirir. Oysa insanın ayakta kalması ve yaşamını sürdürebilmesi için kimseye zarar vermesine gerek olmadığını düşününce “dünyamızdaki bu acımasızlığa ve vahşete ne gerek var ?” sorusu geliyor akla. Statüyle ilgili ve parasal hırslarımıza biraz gem vurup, kültürel ve sanatsal alanlara daha çok zaman ayırarak daha dingin zamanlar geçirmemiz dileğiyle.
Füsun Aygölü