Geçmiş Bayramınız Kutlu Olsun

19 Mayıs 2021

Vardır öyle bir söz. Hani hep derler: “Geçmiş bayramınız kutlu olsun!” diye. Buna katıldığım pek söylenemez. Bayram, güncel bir kavram, güncel olduğuna göre de zamanla bağlantılı; o halde geçtiğinde, varsa eğer, beraberinde getirdiği mutluluk da bitmiş olmaz mı?

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, yine geldi geçti. Benim gibi eski, hem de çok eski, neşeli kutlamaları yaşamış biri için, hiç de bayram gibi geçmedi tabii. Benim kuşağım ve benden hemen sonrakiler, bu bayramların ne koşullarda hak edildiğini bilirlerdi. Hatta çevremizde bize yurdumuzu armağan edenlerden kalanları görme fırsatımız bile vardı. Arkadaşlarımızın arasında, babalarından, dedelerinden, aile büyüklerinden Kurtuluş Savaşı gazileri, şehitleri olanlar bulunurdu. Benim dedem gibi, annemin bir kez bile görmediği babası gibi olanlar da…

Kutlama törenleri nasıl da görkemli olurdu! Gösterilere katılmak, başkalarını bilmem ama benim için çok önemliydi. Okulu temsil edecek ekibe seçilmiş olmak… Hazırlıklar çok önceden başlardı. Sanırım beden eğitimi öğretmenlerimiz, bizleri çalıştırabilmek için bir süre kendileri eğitim görürlerdi herhalde. O kadar öğrencinin stadyumda, uyum içinde, o ritmik hareketleri yapabilmesi öyle pek kolay bir şey değildi. O nedenle haftada bir iki kez beden eğitimi dersleri dışında, kutlama törenlerine katılacak olan öğrenciler son dersten alınır, müzik eşliğinde, öğretmenin gözetiminde hareketleri tekrarlardık, ta ki gerekli uyumu sağlayana kadar…

Çocuktum, çok gençtim ama kendimde tuhaf bir sorumluluk hissederdim. Öyle ya! O bayramı yaşamamızı sağlayanların ödedikleri bedel düşünülecek olursa, ben de elimden geldiğince dikkatli davranarak, o gün için üzerime düşen görevi yapmalıydım.

Vefa Lisesi’nin gösterilere katılan kız öğrencileri, Şehzadebaşı’ndan topluca Maçka-Fatih tramvayına biner, Nişantaşı’nda inerdik. Çeşitli okullardan kız öğrencilerin toplanma ve soyunma-giyinme merkezleri Nişantaşı Kız Lisesi’ydi. Orada giysilerimizi bırakır, bembeyaz şortlarımız, bembeyaz gömleklerimiz, sporcu kıyafetlerimizle, Dolmabahçe yokuşundan İnönü Stadyumu’na inerdik. Bu arada düşünüyorum da, dönüşte, hiçbirimizin hiçbir şeyi eksik olmazdı, bıraktıklarımızı yerinde bulurduk. Bir an için aklıma, ya bugün olsaydı, diye şeytani bir düşünce gelir gelmez, üzülmemek için onu hemen kovalıyorum.

Yokuşu inerken iki tarafa dizilenler, alkışlarlar, ellerinde bayraklarla bizlere katılırlardı. Her okulun ekibinin önünde, en boylu, en gösterişli öğrencisi bayrağı taşır, arkada okulun flamasını taşıyanlar yer alırdı. Yol kenarındakiler, önlerinden geçenin hangi okul olduğunu anlarlardı. Öğretmenler okullarının yanlarında yürürlerdi.

Stadyuma girdiğimizde gösteri yürüyüşümüzü tamamlar, şeref tribününü selâmlar, saha içinde bize ayrılan yere yerleşirdik. Vefa Lisesi’ndeyken Kandilli Kız Lisesi’yle yan yana dururduk. Birbirimizi tanımazdık elbette ama yanımızdakinin hangi okul olduğunu bilirdik. Yıllar sonra, Karamürsel’de tanıştığım komşumla konuşurken aynı yıllardan, okuduğu Kandilli Kız Lisesi’nden söz ettik. O günlerde birbirimizi tanımamıştık, tanışmamız için aradan şöyle elli yıl kadar bir zamanın geçmesi gerekiyormuş meğerse!

Kız ve erkek okullarının gösterileri güzel olurdu da, Kara ve Deniz Harp Okulları’nınkiler bir başka türlüydü… Onların seyrine doyum olmazdı. Genç harp okullular, adeta olimpiyatlara hazırlanır gibi hazırlanırlardı. Hoş şeyler de olurdu. Saha kenarında sıramızı beklerken, her seferinde bir iki kız öğrenci nedense hafif baygınlık geçirirdi. Güne başlarken kahvaltı etmedikleri için mi, yoksa yakışıklı denizcilerin saha kenarına kurdukları ilk yardım çadırının içini merak ettikleri için mi orası bilinmez, baygınlık geçiren kızlar oraya götürüldüler mi, biz geride kalanlarda bir kıkırtı bir kıkırtı…

Gösteriler boyunca ben pek ciddi olurdum, artık kendimi nasıl şartlandırdıysam! Sanırsınız cephede savaşan asker! Bayılmak gibi hafiflikler hiç bana göre değildi!

Kutlamalar yapılmadığı için artık o günlerde hava nasıl oluyor, dikkat etmiyorum. Eskiden sanki şaka yaparmışçasına, 23 Nisan ve 19 Mayıs kutlamalarının olduğu günlerde çoğunlukla hava bozardı.

Lise ikinci sınıftayım, yine bayram kutlamaları var ve hava buz gibi. Annem, seni böyle incecik, poplin bir gömlekle yollamam, diye kalktı ayağa… Ben, onun “mucize kızı”, küçükken çok ağır üç hastalığı aynı zamanda geçirmiş ve ona armağan kalmış kızı! Sonunda buldu: Açık yeşil, kolsuz bir süveterim vardı, onu gömleğimin içine giydirdi.  Gömleğin altından belli olmuyordu nasıl olsa. Oh! Artık beni gönül rahatlığıyla yolcu edebilirdi.

O gün de tam sıra bize geldi, yağmur bir boşaldı. Yağmıyor da tepemizden kovayla döküyorlar sanki! Göz gözü görmüyor! Tempomuzu bozmadan, hareketlerimizi elimizden geldiğince yaptık. Amacı bizi ıslatmakmış gibi, hareketlerimizin bitimiyle yağmur da durdu. Yanımdaki arkadaşım, “sen neden yeşerdin böyle?” diye bana takıldı. Yağmur üstümdeki gömleği ıslatmakla yetinmemiş, içimdeki süveter de ıslanmış, rengi dışarı vurmuştu.

Babamın gösterileri izlemeye geleceğini bilmiyordum, söylememişti. Ben döndüğümde anneme anlatıyordu, “Tam çocuklar hareketlerine başladılar, yağmur başladı; hareketler bitti, yağmur da o anda durdu,” diyordu. “Onca kızdan bir tanesi yeşil gömlek,” diye başladı, şakasını yapacaktı, o anda yüzümü gördü, sustu, sözünü tamamlayamadı. Annem şaşkın şaşkın ikimize baktı. Ben kapandım, dertop oluverdim, dış dünyaya açılan kepenklerimi indiriverdim. Gittim, yatağıma yattım, gözlerimi kapadım, belki uykuda geçerdi… Herhalde ben yattıktan sonra babam annemle konuşmuştur. Bilmiyorum, hiç sormadım. Bugün çok farklı bakıyorum, orada, o yağmurla kimlerin başına neler gelmiş olabileceğini düşünebiliyorum ama o gün henüz on beş yaşımdaydım…

Kutlamaların, törenlerin, gösterilerin olmadığı bir bayram daha geçti. Neyse ki, benim anı dolaplarımda, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’na ait birbirinden değerli yaşanmışlıklar var. Kapa gözlerini bugüne, aç düne, al sana bayramlar, törenler, geçitler, kutlamalar… İçlerinden bir tanesi biraz yeşillenmiş olsa da… Ya bugünün gençlerinin anı dolapları? Bir ulusu ulus yapan olayların anıldığı günlere ait etkinliklerden onların çekmecelerinde hiç bulunmayacak. Çocukları, gençleri çok severim, elimde değil, onlar adına üzüldüm işte.

Ayla Özberk

 

Yukarı