Hayalinde ‘Geri Gitmek’

16 Aralık 2015

İnsan gerçek bir kent tutkunu olunca, farklı nedenlerden onu kendisine çağıran ve tekrar tekrar geri çağıran pek çok kent bulunur doğal olarak… Birçok değişik adrese doğru yola çıkmak, sürekli bir özleme/kavuşma duygusuyla yaşamak ve alıp başını gidivermek başkalarından çok daha sıradan olur farklı kentlerde yaşanacak kent maceralarının tutkunları için. Ama ne kadar şiddetli bir tutkun olursanız olun, her istediğinizde, her istediğinize gitmeniz mümkün değildir, doğal olarak. Kısacası, kimi zaman sizi geri çağıran kente hayalinizde gitmeniz gerekir… Hatta doğrusunu isterseniz, sizi sürekli geri çağıran veya ulaşılması diğerlerine göre çok daha zor olan bazı kentlere, geri gidişlerin kaçı gerçekte, kaçı hayalinizde oluşur, ayırmak zor bile olabilir bir süre sonra… Ve aslında o çağrının kendisi de zaten nasılsa sizin gönlünüzde, kafanızın içinde olduğuna göre, bu ayrımı fark etmemek, her iki tür gidişi de neredeyse aynı keyifle yaşamak bal gibi mümkün olur…

Uzun sözün kısası, herhangi bir kente “geri gidiş”in her zaman fiziki olarak gerçekleşmesi gerekmez, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi… Çoğu kez, yalnızca tekrar gitmeye niyetlenmek sayesinde ve hayalinizde bir kısa yolculuk yapmak yoluyla, sevdiğiniz bir kente yeniden ulaşabilirsiniz. Ben de öyle yaptım kimi zaman ve fiziki olarak geri gidemediğimde beni geri çağıran kentlere, hayalimde ve niyetimde ulaştım… Bu geri gidişler, o kentlere duyduğum tutku ve aramızda ilk seferde oluşmuş olan sevgi sayesinde, hiç de fiziki gidişlerimden daha az keyifli değildi ve daha az gerçek olmadı…

Kaldığım yerden yarım kalanları hayalimde tamamladığım da oldu, sanki gerçekmişçesine mutlu olarak; yaşanmış bir keyfi hatırlayıp hayalimde tekrar yaşadığım da… Önemli olan, başlangıçta gözlem yeteneğini yeterince kullanmış olmak tabii; detayları yakalamış ve kaydetmiş ve sevmiş olmak… Eğer yeterince içerisine girdinizse bir kentin yaşantısının, orada insanlar edinip anılar biriktirdinizse, bir sokağını sevip bir bahçesinde dinlendinizse; yeterince parçası haline geldiniz ve onun da sizin hayatınıza karışmasına yeterince izin verdinizse yani, bu çok zor bir şey değil; hatta kendiliğinden gelişen bir durumdur… Kısacası, kendinizi kentin ritmine isteyerek bırakmış olmak yeter, bir kenti oraya hayalinizde bile anlamlı ve gerçek yolculuklar yapabilecek kadar çok benimseyip sevmeniz için… Ondan sonrası, fiziki olarak gidemediğiniz her seferde veya hatta bazen gidebilecekken böylesini seçip sevgili kentinize hayalinizde yolculuk yapmak… Sizi geri çağıran boyutlarının değişmiş olması olasılığı varsa eğer ve bu sizi incitecekse, hayalinizde yer etmiş haline, yine hayalinizde ulaşmak daha iyi bir fikir bile olabilir çünkü.

Geri çağıran kentlerin cazibesine hiçbir zaman karşı koyamamış birisi olarak, somut geri dönüşler kadar hayali olanlarını sık sık yaşıyorum ve çok seviyorum ama belki de ben bir kez bir kenti benimseyip sahiplendim mi, herhangi biçimde geri dönmesem de, onu hep yaşantımın bir köşesinde taşıyorum. Soframa uzak bir kentin geleneğine uygun bir çiçek koyuyorum her akşam; yaz günlerinin güneşli öğleden sonralarını başka bir kentin tembel kedileri gibi yaşıyorum; kentimin balık pazarından alışveriş yaparken aslında sık sık başka bir balık pazarının karmaşasını da filemde taşıyorum… Kendi kentimin tadına her vardığımda, aslında biraz da başka bir kentten başka bir kadım; aldığım tadı başka kentlere de aktarıyorum… Kimi zaman sadece mekanı, kimi zaman da hatta zamanı bile hayalimde başka kentlere göre değiştirerek yaşıyorum kentimdeki bazı keyifleri… Dolayısıyla da, o kentlere dair hayalde geri gidebilecek kadar malzemeyi hep taşıyorum yaşamımın içerisinde…

Çünkü sonuçta, hangi konuda olursa olsun, hayalimizde döndüğümüz noktalar hep aynı değil mi? İnsan bazen belki de aynı yere dönüp gelebilmek için hayalleri bahane ediyor. Bunu ben yapıyorum en azından; biliyorum. Sürekli aynı kentin hayaline döndükçe, o hayalin güçlülüğünden, o hayali kurabilmeme neden olan anının öneminden, o kentin buna katkısından söz ediyorum kendime ama biliyorum ki, dönüp geldiğim nokta belki de aslında kentlerden bağımsız olarak, benim takılıp kaldığım noktadır…  İşte burada, yani fiziki olarak geri dönmekten çok daha kolay olduğu için canınızın istediği kadar hayalinizde bir yerlere dönmek konusunda dikkatli olmak, “dönüp gelmeleri” takıntıya dönüştürmemek gerekiyor… İnsanın özellikle kafasında yaptığı yolculuklarda, hedefin neresi olduğunu çok iyi bilmesi gerekiyor, ki bir kente geri dönmenin tadı kaçmasın, keyfi bir kentten alınan keyif olarak kalsın…

Güzin Yalın

Bu yazı, Güzin Yalın’ın  yayına hazırlanmakta olan ‘Geri Çağıran Kentler’ adlı kitabından alıntıdır.

 

Yukarı