Her Kadın Prenses mi Doğar?

12 Nisan 2021

Bazı kadınların hayatları iki bölümden oluşur; evlenmeden önce, evlendikten sonra…

Çünkü doğdukları andan itibaren “prenses kızım”, “prenses olacak benim kızım”, “prensesler gibi maşallah” diye büyütülen, hayatındaki en büyük hedefi  bir prensin prensesi olmak olan kadınlar yetiştirildi.

“O güne” kadar hayattaki görevlerini yeterli düzeyde yerine getiren prensesler, kristal ayakkabıyı ayaklarına giydirecek prenslerini beklediler. O muhteşem günün, düğün gününün, ne öncesi ne sonrası oldu onlar için.

En güzel elbiseyi o gün giydiler, en katlı pastayı o gün için ısmarladılar, en çok parayı o gün harcadılar. Çünkü hayatlarındaki en kutlanması gereken gün, o gündü. En büyük başarıları, milatları… Artık yasal bir prensleri vardı ve artık o kadınlar gerçek birer prensesti, ayaklarını zar zor sıkıştırdıkları kristal ayakkabıların içinde…

Oysa bazı kadınlar da sadece isimleriyle büyütüldü; hiçbir lakap takılmadan, prensesleştirilmeden ve oldukları gibi.

O kadınlar her doğum günlerinde kendileri için en büyük pastayı söylediler, hatta arkadaşlarıyla bir araya geldikleri her yerde menüden bir tatlı seçtiler, doğum günlerinin kutlanmasını beklemeden. Her başarılarında, her yere düşüp tekrar kalktıklarında o günü özel kıldılar.

Bazı kadınlar prenslere ihtiyaç duymadan kendileri olabilmenin her anını en görkemli şekilde kutladılar. Kendilerini içinde en rahat ve en güzel hissedecekleri ayakkabıyı bulmadan önce bir sürü ayakkabı denediler, ta ki uzun yolda yürüseler bile onları yarı yolda bırakmayacak ayakkabıyı bulana kadar…

Hayatımızda kutlanması gereken en önemli gün doğduğumuz, nefes almaya başladığımız gündür.

Her anımız, yaşadığımız her dakika kutlanmaya değer.

Resimdeki pastamız, kristal ayakkabıyı giyen ya da deneye deneye en sevdiği ayakkabıyı bulan bir kadının gelinliğinden ilham alınarak özel günleri için yapıldı…

Bize de heyecanlarına ortak olup mutluluklar dilemek düştü…

Şef Melis Kobak

Yukarı