İyimserin Çanına Ot Tıkayan Adam

8 Ekim 2015

Yaşam neden var? Neden ille mutluluk öğretiliyor hepimize? Hayat dolu olmanın dışında kalmak bir seçenek değil mi? Sınırları nasıl ve neden inşa ettik? Asıl boşluğun bir anlamı yok mu? Hiçliği kabullenen bir yaşam mümkün mü?

Bunlar gibi soruları, sorun haline getirmeden usulca ve sakince bırakayım şuraya. Çok daha fazlası patlayacak içinizde, zihninizde, ruhunuzda. Kendi kelimelerinizin dışındakiler, karanlık odaya tıktıklarınız firar edecekler. Evet, biri o kilidi kıracak.

Polyanna’yı da Küçük Prens’i de kendime yakın hissedenlerden değilim. Olmadı. Yaşım haddini aşmaya başlayınca de sebebi sorguladım kendimce. Sorunum şu: Pesimizm bana göre realizm. Karamsarları, huysuzları, aksiliği seviyorum. Daha mı dürüst geliyor bunlar bana acaba? Olabilir. İyimserliği, umut dağıtan kahramanları, öyküleri yakın bulmuyorum kendime. Zaten masal seven bir çocuk da olmadım hiç. Bakıyorum da, hayran kaldıklarım ve bildiğimi sandığımı bana sorgulatan hep karanlık yazarla, hikayeler, metinler.

Sene 2004 idi. Dergicilik yapıyordum, para kazanmak için yanı sıra bir çok iş de. Doymak bilmeyen bir kitap kurdu olan bir dostum bana Cioran’ı tavsiye etti. “Hastası olursun sen,” dedi. Eksik olmasın, oldum. Mahvetti beni. Dünyamı altüst etti. İlk olarak Çürümenin Kitabı yaşamıma girdi, başucumdaki belalardan biri oluverdi.

Koşulsuz şuna inanın: Kitaplar insanı değiştirebilir, kimliklerini alaşağı edebilirler ve sizi yolunuzdan saptırabilirler. Bazı kitaplar bu güce sahiptir. Kimlik avımız bitmeyen bir süreç. Kapitalizmin ve popüler kültürün bize biçtiği şu veya bu rolleri bırakalım bir kenara. İçimizde olanı biteni dürten, anlamlandıran kitaptır ve müziktir ve sanattır. Seçeceksiniz tabii, içgörünüzle ve korkularınıza tanıdığınız manevra alanıyla.

Bach açın. Cioran, Bach’a tutkun bir filozoftur (kendini filozof olarak asla nitelemese de.) Tedirgin olun. Uykusuz kalın. Cioran, uykusuzlukla çok uzun süre cebelleşmiştir. Bazı kitaplara temkinli yaklaşmak güzeldir. Çünkü nadir kitap ve okur arasında bir düello yaşanır. Yaşamla ilgili bilginizi, kalıplarınızı, inançlarınızı hoyrat ve sansürsüz bir fırtınaya kaptıracaksınız. Sonuç ne mi olacak? Kimin ya da size ait nelerin sağlam çıkacağını bilemem tabii ama zevkli olacak, çok zevkli. Kendi aklınızı daha az beğeneceksiniz. Ve bu iyi bir his.

Hayır, size kitaplarından alıntılar yazacak değilim burada. Ayıp etmiş olurum. Size de, Cioran’a da. Ama şunu tavsiye ederim: Çürümenin Kitabı’nın ardından kendisiyle yapılmış söyleşilerden oluşan Ezeli Mağlup’a derin derin gömülün. Birçok insanın kasvet dediği ama benim daha çok gri bir aydınlık diye nitelediğim o dünyaya bir girin. Tabii ki pişman olacaksınız, daha önce neden ziyaretçisi olmadığınız için. Özetle, bu eşsiz zalime bir müsaade edin. Zaman, içgöç zamanıdır.

Gidiverenlere not: Cioran’ı sevenlerince merakla beklenen kitabı Gözyaşları ve Azizler’i de raflarda bulabilirsiniz artık. Enteresandır, yirmili yaşlarda yazdığı bu kitap en son elimize geçenlerden oldu. Ve hayır, hiçbir kitaba eleştiri metni yazacak değilim, asla.

Ayça Güçlüten

Özet
İyimserin Canına Ot Tıkayan Adam
Başlık
İyimserin Canına Ot Tıkayan Adam
Açıklama
Yaşam neden var? Neden ille mutluluk öğretiliyor hepimize? Hayat dolu olmanın dışında kalmak bir seçenek değil mi? Sınırları nasıl ve neden inşa ettik? Asıl boşluğun bir anlamı yok mu? Hiçliği kabullenen bir yaşam mümkün mü?
Yazar
Yayıncı
gidivermek
Yayıncı Logo
Yukarı