“İstanbul’un Tılsımları” Üzerine

2 Temmuz 2025

Görüntülenme Sayısı: 8

İstanbul’un Tılsımları – Evliya Çelebi’nin Düşünme Biçimleri

 ‘Az gidince uz gider kişi, izin, yolun yordamın gizi budur.’

Özcan Yüksek; İstanbul sokaklarında büyürken Hukuk okuyor, ekonomi yüksek lisansını tamamlayıp doktorasına başlıyor başlamasına fakat yüreğinde ‘seyyahlık’ ateşi daha da alevlenince bırakıyor doktorayı ve düşüyor yollara. Atlas dergisi için yeryüzünü dolaşmaya, fotoğraflarla ve sözcüklerle anlatmaya başlıyor. Kırk gün sürecek bir yolculuk planlıyor Mevlana’nı doğduğu şehir Belh’ten Konya’ya… Tehlikeler dolu yolculuk oldukça da epik geçiyor ve kitap haline geliyor. Bu süreçte yanında arkadaşı Hüseyin Keçe’de var. Şimdilerde yeryüzü dergisi Magma’nın genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Keşifleri bize ulaştırmaya devam ediyor.

Dünyayı dolaşıp bu şehre döndüğünde Evliya Çelebi’nin İstanbul’unun peşine düşüyor. Elinize alacağınız bu kitap işte bu maceranın vücut bulmuş hali.

“Bir varmış, bir yokmuş.”

Kitap, ‘Yeni yerler keşfetmek için yalnızca yeni yerleri görmek yetmez; yeni gözler de gereklidir.’ cümlesiyle sizi selamlayınca okuma dikkatinizi gözden geçirip yeni bir göz takınıyorsunuz. Zira çıkacağınız keşifler İstanbul’un tılsımları. Evliya Çelebi’nin rehberliğinde hem de…

“Yola çıkan yolun niteliğini kazanır.” diyerek Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin uzun masallar geleneğinin bir devamı sayılması gerektiğini savunur Özcan Yüksek. Zira masalların hep kendini bulma yolculuğu olduğu düşünüldüğünde bir onaylama gülümsemesi yansır yüzlerden.

On yedi tılsımın İstanbul’da hangi semtlerde bulunduğu ve ne anlama geldiği masalsı bir dille kaleme alınmış bu kitapta. Tılsımları resmeden sanatçı da Selahattin Ölçeroğlu…

Kitabın sayfalarını çevirdikçe aslında yaşadığınızı sandığımız bu şehri ne kadar tanımadığımızı, bir macera olan hayatı ne kadar ıskaladığımızı da düşünmeden edemiyorsunuz. Her birimizin haklı gerekleri var elbette kolay değil yaşamak hele ki bu şehirde yine de en çok kendimize haksızlık ediyoruz. Sözümüzü ve gözlemlerimizi göz ardı ederek.

1600’lü yılların ikinci yarısının kırk yılını kaleme almış Evliya Çelebi, gezmekle kalmamış sözcük sözcük kâğıda nakşetmiş bütün iz düşümleri. Yüz yıllar sonra cilt cilt gözümüzün önünde bu Seyahatname ve Özcan Yüksek de İstanbul anlatısından ‘tılsımları’ bize kadar ulaştırmış. Bir gözlem ve inanç silsilesi bu kitaptaki tespitler ve çıkarımlar.

Yazarımızın İstanbul’un tılsımlarına yaklaşımını anlamamızda şu cümleler çok aydınlatıcı: “Seyehatname, Evliya’nı Seyehatname’si. Başka bir zaman algısı ve düşünce biçimi derken, olumsuz bir anlam yakıştırmıyorum bu mantığa, tam tersini düşünüyordum, onun gibi düşünüyordum. Evliya’nın anlatısı cetvel gibi çizgisel değil, kağnı tekerliği gibi döngüsel bir zaman anlayışıyla yere ve göğe bakmanın anlatısıydı. (…) Yitik Mantıkta, baş ve son aynıdır, özdeştir, bir varmış bir yokmuş gibi, az gittik uz gittik gibi aynıdır. Çembersel zaman anlayışında, baş sondur, son baştır.”

Buradan yola çıktığınızda ve bu kitabı okuduğunuzda yaşadığınız sokağa, mahalleye, semte ya da yakaya artık daha farklı bir gözle bakacağınız kesin. Hatta zaman yaratıp keşfe çıkacağınızı da düşünüyorum.

Yaşanan şehri ve yaşamın kendisini sıradanlıktan çıkarmanın yolu, onu anlamak, duyumsamak, geçmişe canlı canlı kıpır kıpır dokunmaktan geçiyordu. Geçmiş geçmez, bunu bilmek gerekiyordu.” Evliya, bize bu gerçeği fısıldıyor satırların arasından…

Yaşam; bir dil sürçmesi kadar kısa, ama şaşırtıcıdır.   

Özcan Yüksek, İstanbul’un Tılsımları -Evliya Çelebi’nin Düşünme Biçimleri, Sia Kitap, 2024

 

N. Banu Gümüstüs

Yukarı