KİRPİ

3 Eylül 2021


Kirpiler insanlar tarafından pek güzel veya sempatik bulunmazlar, tıpkı kaktüsler gibi… Dikenlerinin batma ve canımızı acıtma olasılığı nedeniyle onlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırız. Ancak onlar doğanın en uysal ve yumuşak huylu canlılarındandırlar ve dikenleri de bizim canımızı acıtmak için değil, kendilerini korumak içindir; adeta zırh giymişlerdir.

Ben kirpileri severim. Yıllar önce bir gece Ada’da, yolda yürürken yanımda hareket eden bir karaltı gördüm. Kafamı çevirdiğimde orta boy bir kirpi ile yan yana yürüdüğümü fark ettim. Bu birlikteliğimiz yaklaşık beş, altı dakika sürdü ve yüzüne bakıp göz göze gelince hemen kendini karşımıza çıkan ilk evin bahçesine atıverdi. Sanırım ona merakla bakmam ve ilgimi hissettirmemden rahatsız olmuştu. Ardından, bir arkadaşımdan ayrılmış olma duygusuyla bakakaldığımı anımsıyorum. Daha sonra sosyal medyada yeni doğmuş minik, pembemsi renkte kirpi yavruları gördüm ve içimi ısıtan bir şefkat duygusu ile kirpi dostumu düşünüp bu resimleri hemen fotoğraf dosyama kaydettim. Hatta o kadar hoşuma gittiler ki sosyal medyada onlarla ilgili bir sayfaya kirpileri sürekli izleyebilmek için kaydoldum. Minik ve naif halleri beni etkilemişti. Dikenleri tüy gibiydi, gözleri ise sanki sadece gözbebeklerinden ibaretti.

Bu naif ve yumuşacık hallerine rağmen, kirpilerin yoğun dikenleri insanlara kaçınılmaz olarak çatal dilli, sert yapılı ve fazla dolaysız tepkiler veren kişilik özelliklerini düşündürür. Aslında bu karakterde olanlar, insan ilişkilerine mesafelidirler ve bu uzak duruşları kendi çekingenlikleri ya da çok kabul görmemeleri ile de ilgilidir. Çoğunlukla gerçeği söylerler ama söylerken ifade ediş biçimleri ile kırıcı olabilir veya “şahsa münhasır” olarak yorumlanabilirler. Çoğumuzun yaşantısında böyle kişilikleri olan insanlar vardır ve gerçek niyetlerini bildiğimiz için biz onlardan vazgeçemeyiz.

Benzer biçimde, kirpi dikenlerinden ötürü dilimizde de “acıtan”, “sözünü sakınmayan” anlamlarında bir benzetmenin malzemesi olmuştur. Örneğin, Refik Halit Karay “Kirpi” takma adını kullanarak yazdığı mizah yazılarında, ele aldığı kişilerle ilgili “iğneleyici” göndermeler yapmış ve bu yazılarını “Kirpinin Dedikleri” adlı eserinde toplamıştır.

Durum, güzel sanatların başka dallarında da çoğu kez aynıdır. Sinemadan bir örnek olarak Mona Achache’ın 2009 yapımı “Le Hérisson” (Kirpi) adlı filmine bakacak olursak, buradaki öykü, toplumdan el etek çekmiş, içine kapanık, sevimsiz ve asık suratlı, etrafındakileri “iğneleyen” Renée (Josiane Balasco), ebeveynlerinin ve kız kardeşinin vasatlıklarına tahammül etmek zorunda olan, derin edebiyat kültürüne sahip, zeki ama intihar eğilimli on bir yaşındaki Paloma ve esrarengiz Japon Kakuro Ozu arasında beklenmedik şekilde başlayıp gelişen ilişkileri anlatır.

Aslında kirpinin bize korkunç gelen dikenlerinin kendisi için çok acıklı bir tarafı da vardır. Çünkü o dikenler sayesinde korunup hayatta kalıyor olsa da, yine o dikenler yüzünden çoğu kez yapayalnızdır; en azından birçok sanatçının hayalinde…  “Chanson du Hérisson” (Kirpinin Şarkısı) adlı çocuk şarkısında kendini okşatmak isteyip bir türlü okşatamayan kirpi dile getirilir.  Feridun Oral’ın çocuklar için kendi çizgileriyle süslediği öyküsü “Kirpi ve Kestane”deki kirpi ise kendisi gibi dikenli kestaneyle güzel bir arkadaşlık kurar.

Kirpiler hakkında yazılacak belki daha pek çok şey vardır ama sanırım bana verdiği temel duyguyu paylaşarak kalanını sizin hayal gücünüze bırakmak en iyisi: Kirpi bana en çok ağır bir yükü taşıma zorunluluğunu ve kendini koruma içgüdüsünü hatırlatır. Aslında tüm canlıların kirpilerin dikenlerine eş farklı koruyucu kalkanları vardır. Hepimizin taşıdığı yükler ağır olduğuna göre, bize düşen ilişkilerimizde bu kalkanları aşmak için kirpinin gözlerine bakıp birlikte yürümeye çaba göstermektir.

Füsun Aygölü

Yukarı