Kya’nın Şarkı Söylediği Yer

10 Mart 2021

Son zamanlarda okuduğum kitaplar içinde beni en çok etkileyen Delia Owens’ın yazdığı bu kitap oldu. Bu yazarın ilk romanı ama daha önceleri birkaç bilimsel kitap yazmış, bu nedenle yazım tecrübesi var tabii. Yazar bir zoolog ve hayvan davranışları bilimi uzmanı ve konusunda çok deneyimli, uzun yıllar Afrika’da çalışmış; bu da kitapta doğayı mükemmel kullanışının alt yapısının çok sağlam temellere dayanışını açıklıyor.

Gelelim kitabımıza…

Kya, altı yaşındayken annesinin evi (veya ev diye bildiği harabe/kulübeyi) terk edişi ile kendini, tek başına zor bir hayat mücadelesinin içinde buluyor. Yaşadığı yer Florida yakınlarındaki bir bataklık veya ıslak topraklar. (Ben bu kitabı okurken çok şey öğrendim, mesela şimdiye kadar bataklık diye bildiğim ıslak toprakların pek çok değişik türü olduğunu) Baba aşırı şiddet uygulayan bir ayyaş ve kumarbaz. Sorumsuz, acımasız bir adam. Kendinden büyük dört kardeş de anne evden ayrılınca kendi başlarının çaresine bakmak için evden ayrılıyorlar. Kya hayatta kalma iç güdüsü ile annesinden gördüklerinden hatırladıklarıyla çabalıyor. Dostları yörenin hayvanları, martılar, balıkçıllar, çeşitli böcekler… Onları çok iyi gözlemliyor ve onların resimlerini çiziyor çünkü okuma-yazma bilmiyor. Sosyal hizmetler çalışanlarının ilgisizce ama zorunlu gayretleriyle hayatında bir tek gün okula gidiyor. O gün de büyük bir fiyaskoya dönüşüyor. Yıl1952, Amerika’da çok yoğun ırk ayrımı ve sosyal sınıf ayrımları var hele böyle küçük kasabalarda. Kya beyaz ırktan ama kasabanın onun yaşıtı olan çocukları hiç onu okullarına yakıştırmıyor.

Kya’nın bir arkadaşı var, Tate. Kendinden birkaç yaş büyük, iyilik ve sevgi dolu Tate. Kya’aya okuma yazma öğretiyor ve sonra Kya kendi kendine o yörenin flora ve faunasını resmediyor. Araştırıyor, inceliyor ve yazıp çiziyor. Hayatını balık tutup balıkları hem çiy hem de tütsüleyip sattığı baba dostu Jumpin’den aldığı parayla sürdürüyor. Zaten çok basit, temel giysilerini de Jumpin’in karısı Mabel, yardım kuruluşlarından sağladıklarıyla temin ediyor. Bir yandan da büyüyor ve duyguları, hisleri de büyüyor…

Bu arada çok hoş düzenlenen kitapta Kya’nın yaşamına paralel bir cinayet soruşturması sürüyor; yeteneksiz, bigane polis memurlarının gösterişten ibaret soruşturması. Kitabın ikinci bölümünde Kya artık 19 yaşında ve kasabanın en popular delikanlısı Chase ile aralarında bir sevda ilişkisi başlıyor. Kya sevmeye, birine tutunmaya aç; Chase, kasabanın şımarık, zengin delikanlısının hisleri karmaşık, hem bu bataklık kızına hayran, hatta belki seviyor, hem de alıştığı toplumsal şartlanmaların dışına çıkmayı aklına bile getiremiyor.

Kitabın büyüsünü, çekiciliğini bozmamak için, okumak isteyeceklere hürmeten konuyu burada bırakmak istiyorum. Her ne kadar başlangıç 1950-1972 Yeşilçam filmleri gibi geldiyse de ilgisi yok. Muhteşem bir anlatım, harika yazılmış bir edebi eser. Sözcükler titizlikle kullanılmış ve muazzam bir gözlemle gelen doğa tanımları ve Kya’nın karakter gelişimi var. O ne muhteşem bir özgüven, özsaygı ve kararlılık.

Bazen bir kitabı okurken elinizden bırakamazsınız ama hiç de bitmesin istersiniz. Bu öyle bir kitaptı. Sürpriz sonu da keyfin cabasıydı. Kitap bittikten sonra da çok düşüneceksiniz. Birkaç kitap kulübümde bu kitabı çok keyifle konuştuk ve benim seçimi de isabetli olduğumu görmek, bu kitabı herkese tavsiye etmemde yol gösterici oldu. Umarım severek okursunuz.

Aaaa, bir de hatırlatmak istiyorum, kitabın filme çevrilme hazırlıkları hızla ilerliyor, Reese Whitherspoon anlaşmayı yapmış bile, şimdilik yapımcı olarak…

Keyifli okumalar!

Nur Anamur

Yukarı