SAAT

30 Mart 2021

“Saat” sözcüğü özellikle son yıllarda bana zamanın çok hızla geçtiğini çağrıştırmakta… Zaten galiba yaş ilerledikçe saatler, ne kadar gerekli olurlarsa olsunlar, çok hoşumuza gitmeyen nesneler haline geliyorlar. Zamana karşı çalışanlar için ise, özellikle önemli ama bir o kadar da sıkıcı aletler.

Çağımızda, zamanı hızlandırma ve yaşamı kısaltmayla ilgili, çabuk, kesin ve sonuçta “hızlı” bir nesne saat. Özellikle orta yaş ve üstünde hissedilen kendine ve başkalarına az vakit ayırma ve hiçbir şeye gerektiği kadar vakit bulamama, kısacası “zamansızlık”, yaratıcılığımızı köstekleyen ve yaşantımızda kargaşa yaratan, çok sıkıcı bir durum. Yaş ilerledikçe saatler de bu yüzden hem kavram hem de nesne olarak anlam değiştiriyorlar bizim için. Oysa küçükken zamanı iyi geçirmek için “Tilki, tilki saat kaç?” oyununu oynamaz mıydık?

Saatlerle ilgili ilk anımsadıklarım arasında farklı sanat dallarında yer alan saat imgeleri de var. Kimi karamsar, kimi daha aydınlık ama hepsi zamanın akıp gidişini sembolize ediyor. Örneğin, ilk gençliğimizde dinlediğimiz “Les Vieux” parçasında Jacques Brel bizi bekleyen sonu, duvar saatinin sarkacının gidip gelişiyle ne güzel betimlemiştir. Bu şarkı bana hüzünle ölümü bekleyen çok yaşlı bir yakınımın masa saatini karşısına koyup sürekli ona baktığını hatırlatır. Salvador Dali’nin zamanın akıp gitmesini eriyen saatlerle ifade ettiği ünlü tablosu “Belleğin Azmi”ni ilk gördüğümde hissettiğim tuhaf ürperti de resim her karşıma çıktığında bir çağrışım olarak tekrarlanıp beni şaşırtmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, giden zamanın yerine yaşanan zamanı anlatan eseri “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” ise bu konuda gerçek bir başyapıttır. Tanpınar, zamanın çelişkili varlığıyla ilgili duygularını “Bursa’da Zaman” adlı şiirinde de belirtmiştir: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpare, geniş bir anın / Parçalanmaz akışında.”

Saat, psikoterapi ile uğraşanlar için önemli bir kavramdır. Çocuklar için oyun ile geçirilen hoş ama kısa anlar ve aynı zamanda da ders çalışırken bitmek bilmeyen ödevler veya sınıftayken bir türlü geçmeyen sıkıcı sürelerdir. Ergenlere gelince,  saatin anlamı bu yaş için genelde daha metaforik ve felsefidir. Sembol olarak da ergenler için sıkılarak geçirilen zamanları temsil eder saat. Aslında bir boyutta saat ve zamanın ilerleyişi yaratıcılığın varlığı ile de ilişkilendirilebilir. Sıkılmak yaratıcılığın ikiz kardeşidir.

Füsun Aygölü

Yukarı