Arkası Yarın

17 Kasım 2021

Okullar kapanıp yaz tatili başladığında, annem beni kendi gündelik hayatına dahil ederdi. Sabahları ev derlenip toparlanır, annemle çarşı pazar gezmesine giderdik.

Annem titiz bir kadındı. Ev mum gibi derli toplu olacak, her gün toz alınacak, görünen yerler silinecekti. Bayılıyordum annemin bu lafına: “Görünen yerleri sil!” Hiç beğenmezdi benim sildiğim yerleri.  Annemin “görünen yer” dediği, benim gördüğüm yer değildi. Ne yapayım! Her seferinde çıkışırdı. Hiç anlaşamazdık, hep söylenirdi, “Burasını es geçmişsin” diye…

Sabahları gerçekleşen bu ev toparlama seanslarının en güzel anları, her gün saat 9:40’da TRT 1’de yayınlanan “Arkası Yarın” programlarıydı. Benim için hayat dururdu. Ev toparlama seanslarının unutulmaz molalarıydı.

Anneannemin evinden gelen, etrafı ahşap mobilyalı, düğmelerini çevirdikçe kanaldan kanala geçen, frekansın yerini iyi bulamazsan hep cızırtı çıkartan radyomuz… (Bulgar radyosu ne kadar daha net çıkardı; bak, hatırladım şimdi! Bulgar radyosunun müziklerini dinlemişliğim çoktur…)

Mobilyalı radyomuz, oturma odasında büfenin içinde, camlı vitrinin altındaki bölmede dururdu. Sesi de çok çıkmadığı için biraz yakınına konuşlanman gerekirdi. Arkası yarının başlayacağı dakikalarda yerim belliydi. Annemin elime zorla tutuşturduğu yer kovasını büfenin yanına çeker, köşedeki koltuğa kurulurdum. “Arkası Yarın” anons sesini duyar duymaz, hangi diyarlara, nerelere gideceğimi ve hangi seslerle hangi duyguları yaşayacağımı bilmediğimden heyecanlanırdım. Programı seslendiren değerli sanatçıların yanı sıra, “Efekt, Korkmaz Çakar” benim için çok önemli bir anonstu. Sadece seslendirenlerin sesleriyle değil, Korkmaz Çakar’ın yönettiği efektlerle de hikayelerin büyülü dünyasına girerdik. Rüzgâr uğultusu, dalgaların sesi, at kişnemeleri, kapı gıcırtıları, adım adım yaklaşan ayak seslerinin altında çıtırdayan tahtalar, uzaktan gelen köpek havlamaları sayesinde beynimizin içi bir film karesine dönüşürdü.   O nedenle, benim için adeta yönetmen gibiydi Korkmaz Çakar. Duyduğumuz her şeyi sanki diğer duyularımızla canlandırmamızı sağlayan “esas adam” …  Ah, seslendirmeyi yapan o en değerli isimler! Kerim Afşar, Semih Sergen, Alev Sezer, Işık Yenersu, Baykal Saran, Suna Pekuysal ve daha niceleri… O seslerin kalbimi çarptırdığını hatırlıyorum. Hele Kerim Afşar’ın ve Alev Sezer’in seslerine vurulmuştum. Onlarla genç kız hayallerine dalıp sahipleriyle ilgili düşler kurardım. Hatta karşı cinste sesin çok önemli olduğuna dair kesin yargımın oluşmasına sebeptir Arkası Yarın’lar…

“Palto”, “10 Küçük Zenci”, “Vanya Dayı”, “Martı”, “Müfettiş”, “Vişne Bahçesi” dinlediklerim arasında zihnime kazınan oyunlardır.  Hatta yıllar sonra tiyatro ile uğraşmaya başladığımda, “Martı” oyununu okurken, Arkası Yarın’lardan kalan seslerin hala kulağımda konuştuğunu söyleyebilirim.

Epey bir zaman sonra, televizyon hayatımıza girmeye başlayınca, sadece seslerini bildiğim sanatçıları bir bir televizyonda, kâh yarışma programı kâh dizilerde görmeye başladım.  Sesine vurgun olup kendilerini gördüğüm bazıları hayal kırıklığı olmadı değil. Ama değerli sanatçı Alev Sezer’i hayalimden de yakışıklı bulduğumda çok mutlu olmuştum. Kanlı canlı karşımda olan Alev Sezer’i nerede görürüm diye iz sürmeye başlamış, böylece bir ünlüye yönelik ilk platonik duygularımı yaşar olmuştum.

Yıllar yıllar sonra, bir gün gazeteyi açtığımda Alev Sezer’in vefat haberini gördüm. Boğazıma bir şey takıldı ve sanki hayalimdeki yakınımı, duygularımın kahramanını kaybetmiş gibi oldum. Uzun bir süre gazetedeki habere anlamsız anlamsız baktığımı hatırlıyorum.

Şimdi benim o zamanki yaşımda olanlara bu öykü garip gelebilir ama bizim çocukluğumuzda teknolojik olarak hiçbir şey yoktu. Bu yüzden, yaşamımızı böyle hayallerle bütünlemek bizim için çok doğaldı. Düşünüyorum da belki de o günlerde aslında çok şey vardı bugünü şekillendiren.

Az olan ya da hiç olmayan onca şeyi biz büyütüyorduk, zenginleştiriyorduk; hayal dünyamızda yaşatıp geleceğimizin umut dünyasını kendimiz yaratıyorduk. Tıpkı “Arkası Yarın” seslerinin yüreğimizi ve beynimizi canlandırdığı gibi.

Bu yazı vesilesiyle de radyodan dinlediğimiz Arkası Yarın oyunlarıyla çocukluğumuzun hayal dünyasını yaratan, sesleriyle o hayallere can veren sanatçılardan henüz aramızda olanlara uzun ömürler diliyor, ebediyete göçmüş olanlara da “mekanları cennet olsun” diyorum.

Özden Karakışla

 

7 Yorum

  1. Hilal Hepsevim

    Özdenciğim
    Yazı harika, konu ise muhteşem… Ben de o günlere gittim, o sesleri tekrar hatırladım, biz kimi yazlar yaylada olurduk; ağaçlar, kuşlar, Ağustos böcekleri ve toprağın kokusu…Ve olmazsa olmazımız, radyomuz ve güzel çocukluğumuz…
    Yüreğine, emeğine sağlık. Sevgilerimle kutluyorum seni…

  2. Fehime Karaca Türeci

    Aynı hisleri yaşamışız demek ki Özden yıllar öncesine anneannemle masa etrafında oturup dinlediğimiz yıllara gittim … Efekt Ejder Akışık ta kalmış hafızamda ,Alev Sezer benim de ilk aktör aşkımdı :)) Hala içim sızlar çok genç gidişine…Yüreğine kalemine sağlık …

  3. Figen Tesson

    Ne güzel yazmışsın Sevgili Özden, çocukluk günlerimize götürdün bizi, duygulandım, kalemine, yüreğine sağlık. Arkası yarın günlerimiz ne kadar değerliymiş hatırlattığın için Teşekkürler

  4. Meltem

    Az olan ya da hiç olmayan onca şeyi biz büyütüyorduk, zenginleştiriyorduk; hayal dünyamızda yaşatıp geleceğimizin umut dünyasını kendimiz yaratıyorduk… Şimdi herkes kendi bireysel ve sanal karanlığında yaşayıp gidiyor maalesef. Geçmişteki güzel şeyleri hatırlamak çok iyi geldi… Kaleminize sağlık

Yukarı