Camdaki Ben

6 Eylül 2021

Beni bilen bilir, sigara içerim yıllardır. Bugüne kadar hep yalandan bırakmayı denermiş gibi yaptım; tabii niyet olmayınca olmuyor. Hamilelik ve emzirme döneminde elbette bıraktım, hem de ne bırakma! Hamileyken reklam ajansında çalışıyordum. O yıllarda ofislerde püfür püfür sigara içilirdi. “İçmezsen konsantre olamazsın” gibi de bir inanış vardı. Değil yanımda, yanımdaki odada içenlere bile her türlü eziyeti, kaprisi yapmıştım. Benim şerrimden çekinen herkes sigara içmek için kendini balkonlara atıyordu. Sevdiklerime karşı hissettiğim sorumluluk duygusunun gücünün, en kuvvetli ispatıdır o dönem sigarayı bırakmam. Doğrusu, o gün bu gündür, hasretle kendime olan sorumluluk duygumun da ortaya çıkmasını bekliyorum!

Sigara her yerde içilirdi. Mavi belediye otobüsüne binerdik gençlikte, arka tarafa yerleşip yakardık sigaralarımızı. Uçaklarda arka koltuklar sigara içenlere ayrılmıştı. Uçak kalkar kalkmaz tellendirirdik, iniş anonsuna kadar. Hele sinemalarda içmeye bayılırdım. Gençsin, büyümek için can atıyorsun; Beyoğlu’nda Emek sinemasına gidersin, film başlar, karanlık salonu sigara dumanı kaplar, keyfin ötesi filme dalar gidersin.

Üniversite ilk yıllarında da derslerde içerdik. Sigara içen hocaların dersleri bir başkaydı benim için. Defter kalem unuturdum da derse giderken, Camel sigaram ve kahvem mutlaka olurdu. Hoca ile karşılıklı birbirimize sigara ikram ederek geçerdi dersler.

Şimdi o günlere doğru geri bakınca, anlıyorum ki sigara içmeyi sadece çocukça bir hevesle veya tadından bir zevk aldığımız için değil, aynı zamanda artık büyük insanlar olduğumuzu kendimize ve çevremize göstermek için de bu kadar çok istiyorduk. Hatta sigara içmek bizim için bir an önce hayatın belli bir noktasında yer almanın ve belirli sosyal gruplara dahil olmanın da aracıydı galiba. Sadece aldığımız tat için içiyor olsak zararlarını belki çok daha kolay fark edip vazgeçebilirdik çünkü.

Peki, nasıl oldu da benim ayrılmaz bir parçam oldu bu meret? Hayatıma sigaranın girdiği o günü hiç unutmuyorum. Galatasaray Lisesi’nde yatılı okuyordum; sanırım ortaokul son sınıftaydım. Arkadaşlar arasında sigara içmeyen sadece üç beş kişi vardık. Büyümenin, isyankâr gençliğin, efkarın, politik duruşun, düşünsel yaşamın olmazsa olmazı sayılan sigarayı içmeye başlamanın da bir ritüeli vardı tabii ve bu ritüeli yaşamak bana da artık son derece cazip geliyordu. Çünkü bir gruba ait olamazdın, dışlanır, eksik olurdun içmezsen. En azından ben öyle düşünüyordum o yıllarda.

O akşam da etüt öncesi tuvaletteydik. Sigarayı daha önceki denemelerimde hep başarısız olmuştum, her seferinde beni bir öksürük nöbeti tutmuştu. Bu sefer kararlıydım! Filtresiz bir sigara tutuşturdu elime Nilgün. Nefesi alırken, “Hiiii, annem geliyor!” deyip ardından da nefesimi bırakmam gerektiğini söyledi. Dediklerini yaptım ama ilk seferlerinde yine beceremedim, olmadı tabii. Laf karıştı, duman genzime kaçtı, gözüm yaşardı, öksürdüm defalarca… Ama sonra yavaş yavaş, üç-beş derken, oldu! Çok mutlu oldum çünkü Nilgün dumanı içime çekmeden salıvermenin çok acemi bir görüntü olacağına beni çoktan ikna etmişti. Olmazdı tabii; yapmışken layığıyla yapacaksın! Zaten sonrasında, “Sigara içiyor ama içmeyi bilmiyor, içine çekemiyor!” diye birkaç kişiyle alay edildiğini de duydum. Haklıydı Nilgün; içeceksen hakkını verecektin, bu işi yarım yamalak yapmak olmazdı!

Zamanla, “otlakçılıktan” paket taşımaya geçtim. Okulda bu iş için belirlediğimiz gizli yerlerde falan idare ediyorduk ama hafta sonları evci geldiğimde bizim ev tam bir kâbus olmaya başlamıştı. Gece gündüz canım sigara istiyor, evde nasıl içeceğimi bir türlü çözemiyordum. Hele annemin asla anlamaması lazımdı; ne de olsa bizim gençlik yıllarımızda çoğu anneler otorite figürüydü. Baksanıza, sigara içme ritüelinde bile “Hiiii, annem geliyor!” tekerlemesini söylüyorduk…

Bir gece herkes uyuduktan sonra, karyolamın altına sakladığım paketi çıkardım cesaretle. Çantamdan oraya saklamıştım çünkü ne de olsa çantam ortalıktaydı, yakalanma riski yüksekti.

Odam, annemlerin ve kardeşimin yatak odalarına en uzak yerdeydi, kapının hemen girişindeydi. Konum olarak avantajlıydım. Camımı açtım. Sigaramı yaktım ama nefesi veremiyordum bir türlü. Ya o duman odamın kapı altından sızarsa, koridordan bizimkilerin odasına kadar giderse? Ya yakalanırsam?

İçim yanıyordu dumandan, can havliyle camdan dışarı belime kadar sarktım ve aşağıya doğru üfledim. Oh! Evet olmuştu! İçerde nefes alıp camdan dışarı, aşağıya doğru üflemeyle oluyordu bu iş. Uzun zamandır sigara içmemekten mi, camdan aşağı düşecek gibi sarkmaktan mı bilmiyorum, çok başım döndüğünü ve kendimi yatağa zor attığımı hatırlıyorum.

İkinci sigaramı da aradan bir zaman geçtikten sonra yaktım. Bu sefer deneyimliydim, dumanı aşağıya mı yukarıya mı yoksa doğrudan karşıya mı üflemem gerektiği üzerine çalışmalar yapıyordum. Öyle vakit geçirirken, fark ettim ki diğer apartmanlarda da birkaç kişi camda veya balkonda sigara içiyor. Hele bir gece, alt kattaki üniversite öğrencisi Tamer Ağabey de cama çıkıp sigarasını yakınca, bulduğum yöntemin sadece bana ait olmadığını ve evdekilerden gizli-saklı sigara içenler için gece yarısı camda sigara içmenin özel bir seremoni olduğunu kavradım. Hatta bu sayede, apartman merdiveninde karşılaştığımızda selam bile vermeyen, soğuk, suratsız, “devrimci” (annemler öyle diyorlardı!) Tamer Ağabey ile camdan cama sigara alışverişi yaparak ilk kez muhabbet bile ettim.

Bu gizli gizli sigara içme hali yıllarca sürdü, ta ki okulda içerken yakalanıp kınama cezası aldığım için babam okul idaresince görüşmeye çağrılıncaya kadar… Artık gizli-saklı faaliyetim resmiyet kazanmış; eve kınama yazısı gitmiş; babam da böylece, sigara içtiğimi ilk kez okul müdür yardımcısından öğrenmişti. Sonrasında da tabii sigaranın sağlığa zararları üzerine saatlerce haklı bir vaaz dinlemiştim. Belki de doktor olduğu için bu zararları çok iyi bildiğinden bu konuya çok önem veriyordu babacığım; hatta ölmesine yakın hala bana, “Bırak yavrum şu mereti” diye nasihat verdiğini anımsıyorum.

Hala sigara içiyorum… Ve artık saklanacak kimsem olmadığı halde, hala balkonda sigara içmeye bayılıyorum. Hele el ayak çekildikten sonra geceleri! Üstelik, benim gibi içen var mı diye balkonlara, camlara da bakıyorum hala. Ama tabii eskisi kadar sigara içen kimse kalmadı artık. (Şükür!) Kızım da dahil, bilinçli gençlik pek yüz vermiyor bu merete. Hatta biz sigara içenler iradesiz, bilinçsiz, kendini ve çevresini düşünmeyen insanlar olarak görülen bir azınlığız artık. “Hey gidi yıllar” diyelim zahir; gerçek bir yetişkin gibi görünmek uğruna başladığım, bir zamanlar bir marifet olarak kabul edilen sigara içmek şimdi ne oldu baksanıza…

Not: Doğrusu şimdiki aklımla “İyi ki de öyle oldu!” diyorum. Şimdi sigara içmenin zararlı olduğuna inancım ve bilgim tam ve ben de en kısa zamanda bu yoldaşımdan ayrılmayı planlıyorum.

Özden Karakışla

3 Yorum

  1. Meltem

    Camdaki Ben yazısında kendi sigaraya başlama hikayemden çok şey buldum… Nasıl da büyüdüğünü gösterme, farklı ve güçlü olma arzumu ifade etme aracı idi sigara… Yıllar sonra fark ettim kendime ne kadar zarar verdiğimi. Umarım siz de bir gün sigaradan vazgeçer, kendinizden vazgeçmezsiniz… 🙏🏻 ☺ 💞 🌸

Yukarı