Ayşecik Yavru Melek

9 Mayıs 2022

 

Künye
Yapım Yılı/Ülkesi– 1962, Türkiye
Yönetmen– Osman F. Seden
Senaryo– Hamdi Değirmencioğlu, Erdoğan Tünaş

Müzik– Frank Barcellini,  Alain Romans
Oyuncular– Zeynep Değirmencioğlu, Cahide Sonku, Sadri Alışık, Nedret Güvenç, Cavidan Dora, Evrim Fer, Hulusi Kentmen, Memduh Ün, Nubar Terziyan, Necdet Tosun
ImDb Notu– 5.0

Özellikler

  • Film siyah-beyaz çekilmiştir.
  • Senaristlerden biri aynı zamanda Zeynep Değirmencioğlu’nun amcasıdır.

 

Konu
Annesi olmayan Ayşe (Zeynep Değirmencioğlu) varlıklı bir ailenin sevimli kızıdır. Babası Kenan (Sadri Alışık) uzun süreli bir iş seyahatine gitmeden önce Ayşe’yi babaannesinin (Cahide Sonku) denetiminde yatılı bir okula verir. Filmde her şey yolunda giderken babasının kaza geçirmesiyle yaşamı değişen Ayşe’nin dramatik öyküsü anlatılır. Film muzurluklar yapan afacan, ama biraz da doğruları bilmiş bilmiş konuşan beş yaş civarında bir kız çocuğu ile babasının yaşadığı trajedidir.

Yorum
Filmin ilk sahneleri, geçmiş yıllarda bir gece Kenan’ın kardeşinin karısı Handan’ın (Cavidan Dora) Kenan’a aşkını ilan etmesi ve Kenan’ın da onu reddedip evi terk etmesi ile başlar. Bu olaya Kenan’ın kız kardeşi Nazlı (Nedret Güvenç) şahit olmuştur. 1961 yılında  Ayşe ve babası İzmir’de  büyük bir evde yaşamaktadırlar. Ayşe babası ile bu evde küçük hanımcılık oynamaktadır. Sanki büyümüş de küçülmüş tavırları ile Türk sinemasındaki kalıplaşmış çocuk imgesine uygundur. Yetişkinlerin söylemleri ve davranışları ile ders veren bir konumda olan çocuk seyircinin vicdanında acıma duygusu oluşturmaktadır.  Annesi yoktur, ölmüştür. Piyano ve Almanca dersleri almaktadır ve yaşına göre daha büyük görünme çabası içerisindedir. Babası ile iyi anlaşmaktadır ama  başka çocuklarla da oyun oynamak, koşmak ve arkadaşlıklar kurmak istemektedir.

Babasının işi nedeni ile İzmir’den ayrılmak zorundadırlar. Ayşe’nin İstanbul’a taşınması ve yatılı okula gitmesi, hafta sonları da babaannesinde kalması gerekmektedir. Bunun için baba kız uçağa binerler, Ayşe babasının dikkatinin arka çapraz koltukta oturan hanıma kaydığını görünce babasına bu hanıma niye baktığı ile ilgili sorular yöneltir. Hatta yeni bir anne istemediğini bile söyler. Uçakta canı sıkılır, hostesten makas ister, önlerinde oturan hanımın şapkasındaki tavus kuşu tüyleri hoşuna gitmemiştir, babası görmeden hostesin getirdiği makasla onları keser. Afacan bir kızdır ve sosyal ilişkilerinde de oldukça cesurdur. Havaalanında onları Kenan’ın kardeşi Ferit (Memduh Ün) karşılar. Ayşe onu ilk defa görüyordur ve ikisi de birbirlerinden hoşlanmaz. Yolda, yan arabada, uçakta şapkasının tüyleri kesilen hanım geçer ve Ayşe’ye  parmağını sallar, babası durumu anlar ve baba kız çok gülerler.

Ayşe’nin babaannnesi İstanbul’da varlıklı bir hanımdır, Ayşe’nin halası Nazlı, amcası Ferit, yengesi Handan ve amcasının iki çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Ayşe aynı yaşlardaki kuzeni ile aynı okula yatılı verilir, çünkü babası işi nedeniyle şehir dışında olacaktır. Ayrılık öncesi baba kız birlikte gezerler. Ayşe oynamak istemiştir, kukla tiyatrosuna, sonra da maça giderler. Ayşe tam bir küçük  hanım edası ile futbolun saçma olduğunu babasına ifade eder. (Kukla tiyatrosu bana 1958  yapımı “Gigi” filmini çağrıştırdı.) Babasından büyük bir bebek istemiştir, ayrılık öncesi bunun arayışı vardır. Baba gidiyordur ve onun yerini belki bebek tutacaktır. Aslında bu bebek Ayşe’nin kaybettiği annesinin yerine belki de bir yedek nesnesidir.

Okula giderler, önce okulun müdürü (Hulusi Kentmen) ile tanışırlar ardından uçakta babasının beğendiği hanım müstakbel öğretmeni çıkar (!), tesadüfler çok fazladır. Ayşe okuldaki odasına yerleşir, odası oyuncak doludur, babasından trajik bir şekilde ayrılır. Üzgün olduğu için öğretmen Ayşe’nin odasına anne şefkatiyle gelir ancak Ayşe bir ergen gibi “Şu anda yalnız kalmak istiyorum” der. Daha sonra öğretmeni onu sınıfına götürür, arkadaşları ile tanıştırır. Evdeki kuzini Gül ile aynı sınıftadır ve Gül ondan hoşlanmamaktadır, arkadaşlarına onun hakkında olumsuz konuşmaktadır. Küçük kızlar arasında yaşanan rekabetler ilerde kadınlar arasında yaşananların habercisidir. Ancak burada Ayşe fazla iyi niyetle kuzinine çok hoş davranmaktadır. Hademenin kızı ile oynamak istemeyen Gül’e karşı durur ve kızla arkadaş olur, bebeğini ona hediye eder. Evde ise yengesi Handan, kuzininin onun aleyhinde konuşmasına bakıp  Ayşe’ye kızar ve babannesine şikayet eder, babaanne ise Ayşe’yi korur. Ayşe çocuklar arasında popülerdir, arkadaşlarını oyuncakları ile oynasınlar diye odasına çağırır. Galiba o yıllarda eğitim psikolojisi bugünler kadar gelişmemişti, oynamak ve arkadaş edinmek için bir şeyler vermek ve vererek arkadaş olmak çok da sağlıklı bir görüş değildir.

Ayşe afacanlıkları ile hep okul müdürüne yakalanmaktadır, trabzanlardan aşağı kayması, arkadaşları ile itişip kakışması ile de popülerdir. Okul müdürü bugün fiziksel şiddet olarak yorumlayacağımız poposuna şaplak indirmekle Ayşe’yi cezalandırmaktadır ve bu sahneler komiktir. Kısacası okul ona iyi gelmiştir. Babasından mektup bekler ve gelen mektupları öğretmeni okur çünkü henüz okuma yazma bilmiyordur, ama yatılı okuldadır !!! Bazen de öğretmenine babası için mektup yazdırır ve  öğretmenini hep över. Ayşe, öğretmeni ile babası arasındaki ilişkiyi güçlendirme çabasındadır. Filmdeki bu sahneler bize beş altı yaşındaki bir çocuğu değil de sanki bir yetişkini düşündürür.

Babaannesi kalp hastasıdır ve doktor kontrolündedir, sağlığına dikkat etmelidir. Yenge Handan o evde büyütülmüş beslemedir, Ayşe’nin babası ile beraber olmak istemiş, reddedilince de onun kardeşi ile evlenmiştir, ancak filmin ikinci yarısında bu reddedilişin öcünü alma hırsı ön plandadır. Ayşe’nin babası trafik kazası geçirir ve hastaneye kaldırılır, ardından babannesi vefat eder ve evin yönetimi her nedense Handan’a geçer. Aslında aynı evde Ayşe’nin halası da yaşamaktadır, ama daha zayıf bir kadındır.

Handan  Ayşe’nin okul hayatını bitirir ve evde yardımcı ile müştemilatta kalmasını sağlar, ev işleri yapmasını ister. Babası ise iyileşmeden hastaneden çıkarılıp eve getirilmiştir. Her şey Handan’ın kontrolündedir. Ayşe, Handan’ın kötü kalpli erkek kardeşi tarafından kaza süsü verilerek öldürülecektir. Konuşmaları duyan hala nihayet Ayşe’yi onlardan kaçırır. Handan ise erkek tarafından reddedilişinin intikamını bir başka erkek (kardeşi) yoluyla Ayşe üzerinden alacaktır. Kenan yatalaktır ve konuşamamaktadır. Tüm bunları Handan kendisine anlattığında Kenan çok çabalar, yardım ister kız kardeşinin kocası ve erkek kardeşi gelir yanına ve her nasılsa öğretmeni de Ayşe’yi kurtarmaya gelmiştir. Kaçan hala, yeğen bir binaya girerler ve Hala yardım isteyeceğini söyleyerek Ayşe’yi ıssız binada gecenin karanlığında yalnız bırakır. Handan’ın erkek kardeşi ile Ayşe arasındaki kaçma kovalamaca Hitchcock filmlerine taş çıkartır, artık Ayşe tam yolun sonuna gelmiştir ki polis Handan’ın kötü kardeşini vurur.

Filmin aniden son sahnesine gelinir. Büyük bir arabanın ön koltuğunda Ayşecik oturmuştur, babası ile öğretmeni de arka koltukta gelin ve damat olarak görülmektedir. Yani film mutlu sonla biter. Eski İstanbul manzaralarını görmek için güzel bir film. Ayşecik o zamanın Hollywood sinemasındaki Shirley Temple’ı çağrıştırsa da filmin senaryosundaki absürdite filmi traji-komik hale getirmektedir. Masal desek o da olmaz, senaryodaki mantık dışı ögeler ve Ayşeciğe yapıştırılan büyümüş de küçülmüş çocuk/kadın halleri bir kenara bırakılırsa film o yıllara dair çevreyi, giyim-kuşamı ve mobilyaları hatırlatması açısından ilginçtir. Dünya sinemasında çocukta görülen saflık, masumiyet ve naiflik, Türk sinemasında yerini “çocuk-yetişkin” gibi bir kalıba bırakmıştır. Ne yazık ki senaryodaki tutarsızlıkların bizim sinemamızda bugün çevrilen bazı filmlere veya televizyon dizilerine de yansıdığını görmekteyiz. Bunun nedeni sıradan seyirciyi düşünmeye zorlamadan vakit geçirmesini sağlama isteği olabilir mi?

Füsun Aygölü

 

 

 

 

Yukarı