Kramer Kramer’e Karşı (Kramer vs. Kramer)

2 Aralık 2022

 

Künye
Yapım Yılı/Ülkesi– 1979, A.B.D
Yönetmen– Robert Benton
Senaryo– Avery Corman’ın  romanından  Robert Benton tarafından uyarlanmıştır.
Müzik- Frederic Handel, Antonio Vivaldi
Oyuncular– Dustin Hoffman, Meryl Streep, Justin Henry, Jane Alexander
ImDb Notu– 7.8/10
Ödülleri: En İyi Erkek Oyuncu Oscarı 1980  (Dustin Hoffman), En İyi Film Oscarı 1980 (Stanley R. Jaffe),  En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarı 1980 (Meryl Streep), En İyi Uyarlama Senaryo Oscarı 1980 (Robert Benton) , En İyi Yönetmen Oscarı 1980 (Robert Benton)

Özellikleri: Sinema tarihinde boşanma ile ilgili ilk filmlerden, antifeminist yaklaşımlı klasik bir film.

Dedikodu (Trivia):  Çocuk rolündeki Justin Henry, duygusal olup ağlaması gereken bazı sahnelerin çekimi sırasında, Dustin Hoffman kendisine bu film bitince bir daha onları göremeyeceğini söyleyince ağlamaya başlamış. Çekimler sırasında Justin Henry en çok Meryl Streep ile anlaşmış. Film feminist gruplar tarafından eleştirilmiş.  Oscar töreninde Justin Henry ödül alamadığı için çok ağlamış ve Christopher Reeve (superman) onu teselli etmiş.

Konu:

Üç kişilik bir aile dramı. Ted Newyork’da bir reklam ajansında çok çalışan bir reklamcı, karısı Joanna ise beş buçuk yaşlarındaki oğulları  Billy ile ilgilenen, onu çok seven ama çok mutsuz bir anne. Ted eve geç gelir, terfi almıştır ve Joanna oğlu Billy’yi uyutur, aniden valizini hazırlar ve evi terk eder.

Yorum:

Filmin ilk sahnesinde Joanna oğlu Billy’yi yatağında uyutmak için loş ışıkta, şefkatli bir sesle “Seni seviyorum Billy” der. Billy de annesine doğru yumuşak bir sesle “Ben de seni seviyorum, anneciğim” diye yanıtlar. Annesi “iyi uykular” diyerek oğlunun saçlarını okşar. Filmin bu ilk sahnesinde anne oğul arasında yaşanan o ilk sevgi-aşk dönemini ve şefkati hissederiz. Çocuk emin bir sesle “Sabah görüşürüz” der. Annesi ise yeniden “Seni seviyorum” diyerek ona sarılır. Aslında bu annenin oğluna bir vedasıdır ama ne yazık ki çocuk haberdar değildir. Sonraki sahnede Joanna’yı mutsuz ve çaresiz ama kararlı bir ifade ile valizini hazırlarken görürüz. Diğer taraftan, reklam ajansında Ted arkadaşı ve direktörü olan kişi ile sohbet etmektedir. Arada saatine baksa da zaman ile ilgili endişesi yok gibidir. Direktörü onu terfi ettirdiğini söyler ve Ted çok mutludur. Joanna ise evde valizinin en üstüne oğlunun tişörtünü koyar. Ted arkadaşı ile görüşmesinin ardından eve gelir, kapıyı çalar ve anahtarı unuttuğunu söyler. Joanna tepkisizdir oysa Ted çok mutlu ve coşkuludur. Joanna “Seni terk ediyorum” der, elindeki para ve ev anahtarlarını girişteki masaya bırakır, kira ve elektrik faturasını ödediğini belirtir. Ted “Özür dilerim, para kazanmakla meşguldüm” diye karşılık verir. Joanna “Neden sen değilsin, benim” der. Sanki artık mutlaka gitmelidir. Kapının dışında Ted yeniden ısrar eder, özür diler. “Billy ne olacak?” diye sorar. Joanna “Ona layık değilim, berbatım” yanıtını verdiğinde Ted valizi elinden alır, eve getirir, amacı karısını geri getirmektir ama Joanna tepki vermez  “seni sevmiyorum” der ve gider, hem kocasını hem de oğlunu terk etmiştir.

Ted, komşuları ve Joanna’nın arkadaşı Margaret’ı arar, karısının ona gidip gitmediğini sorar, olumsuz yanıt alır. Çok uzağa gidemiyeceğini, valizinin evde olduğunu söyler. Biraz sonra Margaret gelir, Ted peşin hükümlüdür ve karısının gidişinden arkadaşı Margaret’ın haberdar olduğunu düşünmektedir. Margaret ona yardımcı olmaya çalışır, oysa Ted öfkelidir ve yaşamındaki en güzel beş günden birini karısının bu yarattığı durumla rezil ettiğini söyler. Margaret ise Joanna’nın çok mutsuz olduğunu anlatmaya çalışır. Ted karısını salatalığa benzetir, Joanna tarafından takdir edilmediği ve sevilmediği için öfkelidir. Ertesi sabah önemli bir toplantısı olduğunu söyleyerek Margaret’ten gitmesini ister.

Sabah olmuştur, Billy caddeki çöp kamyonunun sesi ile uyanır ve tuvalete gider. Anne ve babasının odasına girer, babasının derin bir uykuda olduğunu görür ve kolunu sarsar. “Annem nerde?” diye sorar. Babası saati oğlundan öğrenir ve o da tuvalete girerken sana açıklayacağım der: “Bazen arkadaşlar gibi anne babaların da anlaşamadıklarını ve birinin kafa dinlemek için uzaklaşma gereği duyduğunu, annesinin de bir süre uzak kalacağını” açıklar. Billy meraklı bir çocuktur, sorular sorar. Babası hızlı bir şekilde mutfağa dalar ve birlikte kahvaltı hazırlayacaklarını söyler, ne yemek istediği gibi sorular sorarak Billy’yi okula yetiştirmeye çalışır. Aslında Billy’nin sorularını yanıtlamak zor gelmektedir. “French toast” yapmak için tavanın yerini sorar, Billy’yi yumurtaları çırpmakla görevlendirir ve devamlı coşkulu olarak konuşur, böylece karısının gitmesi konusu kapanmış görünür. Sanki sahte bir ortam oluşturmuştur,  ancak tava ateş alır, çocuk haber verir, babasının eli yanar ve “lanet kadın” diyerek patlar. Ted henüz olayın gerçekliğini kavrayamamıştır, kızgındır ve ilk defa oğlu ile ilgili bir sorumluluk almak zorundadır. Çocuk ise biraz şaşkın ama üzgündür. Ted okula götürmek üzere Billy ‘yi elinden çekiştirerek acele etmeye çalışırken Billy elini çekmek ister ve “ellerin terli” der. “Annem ne zaman gelecek ?” sorusuna ise Ted “Yakında” yantını verir. Billy  “Akşamüstü okuldan beni almaya gelir mi?” diye sorar. Ted’in yanıtı yine kızgındır, “Gelmezse ben alırım” der. Çocuğun “Sen beni unutursun veya sana kamyon çarpar, o zaman ben ne olacağım?” sorusunu babası yine kızgın “O zaman annen alır” diye yanıtlar ve oradaki bir öğretmene çocuğu paketmiş gibi teslim eder. Filmin en çarpıcı sahnelerinden biridir. Billy’nin bir gece önce onu çok sevdiğini söyleyen ve büyük olasılıkla hemen hemen tüm gereksinimlerini karşılayan kişi yoktur ve gelip gelmeyeceğinin güvencesi de yoktur. Çok çalışan ve onunla fazla ilişkisi olmayan ama sabahtan beri kâh coşkulu, kâh öfkeli, kâh endişeli ve aceleci babasına da güvenmemektedir. Billy’ye hemen her boşanma sürecindeki ebeveynlerin çocuklarına olan olmuştur: “Güvenli yeri ve kişisi yok olmuştur”.

Ted işe geç de olsa gider, hem arkadaşı hem de direktörü olan kişiye karısının evi terk ettiğini söyleyerek dertleşir: “Hiç bu kadar ileri gitmemişti. Ben işin kadar önemliyim, mesajını verdi”. “Arkadaşı Margaret’in başından çıktı bu olay, o kocasından boşandı ve feminist”. Bu dertleşmede Ted hâlâ kendini haklı gören, öfkeli eştir. “Yanlış veya yolunda gitmeyen neydi?” sorusunu henüz kendine soramamaktadır. “Harikayım, her şey yoluna girecek” söylemi iş arkadaşına ve Billy’ye kullandığı bir cümledir. Sanki düzenin bozulmasına karşı bir duruş, sahte bir kendilik ile kendi için savunma yapmaktadır. “İşime engel olmaz” cümlesi ise şefine karşı ayrı bir savunmasıdır, çünkü acımasız kapitalist iş dünyası aksamaları kabul edemez, henüz sadece bu gerçekliği bilmektedir.

Yemek saati evde Billy babası ile sohbet etmek ister, Ted ise bir şeyler okumak. Billy ona fillerle ilgili espirili şeyler anlatır, masada arabaları ile oynamaktadır. Masanın üzerindeki meyve suyu Ted’in çizimlerine dökülür ve baba çocuğunu dikkatsizlikle suçlar ve bağırır, onun için yaptıklarını bir fedakârlıkmış gibi yansıtır. “Parka götürdüm, dondurma aldım” cümlesi ile yaptığı fedakârlıkların karşılığını ister, yani Billy sakin olup uslu uslu ve zarar vermeden oturmalıdır. Oysa Billy henüz beş buçuk yaşındadır ve onunla ilgilenen şefkat dolu annesini kaybetmiştir. Şaşkındır ve babası ile iletişim kurma çabası içerisindedir çünkü artık tek kale vardır ve onunla yaşayacaktır. Billy özür diler ama Ted son noktayı koyar: “Gidip uyumalısın artık, dişlerini fırçala, sifonu çek” komutları ile kurulan bağı kopartmak üzeredir. Billy etkilenir ve ağlar odasında. Ertesi gün markette baba oğul alışveriş yaparlar, Billy alışveriş sırasında annesinin aldığı marka deterjanları gösterip babasına aldırarak ona yardımcı olur, Billy’ye annesinden mektup gelir, babası ona okumaya başlar, annesi gidiş nedenlerini ona sanki bir ergene açıklar gibi yazmıştır. Billy kızar ve hayal kırıklığına uğrar, televizyonda çizgi film seyretmeye başlar. “Başka zaman okuruz” der babası, o ise istemediğini söyler.

Ted o akşam Joanna ile ilgili evdeki tüm fotoğrafları ve anıları kaldırır. İş yaşamında ortak eğlence ve partilerden uzaklaşır, boş zamanlarını Billy ile geçirmeye başlar, çok koşturur. Bazen aksaklıklar da olur, Billy’yi komşu evdeki yaş günü partisinden yirmi dakika geç alır, Billy suratı asık ve mutsuz onu beklemiştir. Babasına “Tüm anneler erken geldi” der. Babası özür diler, akşam yemeğinde ise Billy hâlâ mutsuzdur. Babası gazete okumaktadır ve sanki çok ilgilenmiyormuş gibi kalıp bir soru sorar: “Okul nasıl geçti?”. Herhalde çocuklara sorulabilecek en anlamsız sorulardan biri olan bu soruya Billy “her zamanki gibi” yanıtını vererek sohbet etmek istemediğini babasına hissettirmeye çalışmaktadır. Çünkü artık mutsuzdur, babası Kicks takımının basket maçı ile ilgili yorum yaptığında ise “Ben o takımı tutmuyorum, Boston’ı tutuyorum, çünkü annem Boston doğumlu” der. Babası tekrar özür diler. “Büyük bir çocuk olmak istiyorsan birisi özür dilediğinde kin beslememelisin” der. Billy mutsuzca yatmak istediğini söyler. Akşam Ted evi toparlar ve Billy’nin üstünü örter, onun eşyalarını toplarken çekmecesinde Joanna’nın fotoğrafını bulur ve dışarı çıkarıp Billy’nin başucuna koyar. Billy’nin odasında duvarda annesi ile pek çok fotoğrafı vardır, ama babası ile yoktur. Acaba baba bu ikiliyi yalnız mı bırakmıştır, yoksa ödipal dönemde anne-oğul beraberliği onu içine almamış mıdır? Filmin hissettirdiği ise, baba yoğun çalışmaktadır ve vakti yoktur.

Çocuk sabah uyanır ve babasını uyandırır. Baba oğul kahvaltı masasını hazırlarlar, sütler konur, babası kahvaltıda gazetesini okur, konuşurlar. Artık annenin var olmadığı bir düzen kurabilmişlerdir. Ancak Ted’in iş yaşamı aksamaktadır, önemli toplantılara geç kalmaktadır, artık çocuğu işinin önüne geçmiştir. Direktörü olan, arkadaşı görünümündeki O’Conner kızgındır.

Ted parkta Margaret ile sohbet etmektedir, sakindir. Geçmişte Margaret’in boşanmasına Joanna ile üzüldüklerini anımsar ve söyler. Margaret ise eski eşinin onu sevmediğini ve onun bir başkasıyla yeniden evlenebileceğini, Ted’le paylaşır. Ted’e, Joanna’yı aldatıp aldatmadığını sorar. Ted çok net olarak “asla” diye yanıtlar.

İş yaşamı kötü giden Ted patronuyla toplantıdayken Billy arar ve televizyon seyretmek için izin ister. Ted kararlıdır ve izin vermez. Akşam yemek sırasında Billy’nin suratı asıktır, yemek yemek istemez, babası ısrar eder, çocuk dondurma yiyeceğini söyler, babası izin vermez, çocuk dinlemez ve yer. Babası onu kucaklar ve sert bir şekilde yatağa atar, Billy “Annemi istiyorum” diyerek ağlar ve tepinir. Ted “Benimle yetineceksin” diye yanıtlar. Billy için aslında televizyon veya dondurma bahanedir, annesini özlemiştir ve çaresizdir. Ted ise çocuğu ile fazlasıyla ilgilenmektedir ama yine de sorunlar vardır. Salona geçer, kendisine içki koyar ama onu da içemez, endişeli ve gergindir. Mutfağı toplar, düzenlidir, tekrar oğlunun odasına gider, olay çıkmış olmasından ve sertleşmekten memnun değildir. Billy’nin üstünü örterken çocuk uykulu halde babasından özür diler, babası da ondan özür diler. Çocuk “Gidecek misin?” diye sorar ve devam eder:  “Annem bu yüzden mi gitti?”  Billy annesinin gitmesinden kendisini sorumlu tutmaktadır, en ufak bir reddediliş bu duyguyu ortaya çıkarmıştır, Billy bunları duyumsamakta haklıdır. Annesi ona hiç bir şey söylemeden gitmiştir ve beş buçuk yaşında bir çocuğun bu kopuşu ve gidişi anlamlandırması çok zordur. Ted’in “Annen seni çok seviyor, seninle ilgisi yok, konu benimle ilgili ben onu olmak istemediği kişi olmaya zorladım, onu dinlemedim ve o mutsuz oldu, bana katlanamıyordu, senin değil benim yüzümden gitti” şeklindeki ayrıntılı açıklamasından sonra Billy “Baba seni seviyorum” der, çocuk rahatlamıştır ve artık gerçeği net olarak bildiği için güvendedir. Babası da onu sevdiğini söyler. Cadılar bayramındaki okul gösterisinde Billy repliğini unutur, babası salondan ona hatırlatır, artık iyi bir ekiptirler.

Günler geçmektedir, Ted bir kadınla yemeğe çıkar, sonrasında beraber olur.  Billy sabah tuvalette çıplak haldeki kadını görür ve “sen kimsin?” diye sorar. Kadın kendini tanıtır “Phyllis Barnes, babanın iş arkadaşıyım” diye yanıtlar. “Kızarmış piliç sever misin? Birlikte bir öğlen yiyebiliriz” diye de ekler. Çocuk net yanıtlar aldığında kurcalamaz ve kabullenir.

Babası oğluna parkta bisiklete binmeyi öğretir. Birlikte daha çok zaman geçirmeye başlarlar, okul çıkışı sohbet ederler ve Ted artık oğlunu dinliyordur. Billy ise daha rahattır. Ted oğlunu okula bıraktığı bir sabah karşıdaki kafeden Joanna’nın onları izlediğini görür gibi olur, ama emin olamaz.

Yine bir gün parkta Margaret ile Ted sohbet ederken Billy de oyun parkında kaydıraktan kaymaktadır. Babası dikkat et diye uyarır, sohbete devam ederken Billy düşer ve yüzü yarılır. Ted Billy’yi kucaklar, acil servise götürür. Babası dikiş atılırken dahi yanındadır. Doktor babasını dışarı çağırdığında Margaret Billy’nin yanında olmasına rağmen babasını ister. Hala güven sorunu ve terk edilmişlik duygusu Billy için kanayan bir yaradır. Ted suçluluk hisseder, Margaret onun bu duygudan kurtulmasına yardımcı olur, ikisinin ortak kaderi onları dost yapmıştır. Ted, Margeret’e “Bana bir şey olursa Billy’ye bakar mısın? Ona sen iyi bakabilirsin, sen iyi bir annesin” diyerek ilk defa birisinden yardım ister ve “iyi annesin” sözcükleri ile o hâlâ  Joanna’yı yargılamaktadır.

Joanna, Ted’i telefon ile arar ve bir kafede buluşurlar. Joanna heyecanla nasıl olduklarını sorar, Ted de kazayı anlatır, Joanna onu rahatlatır ve kendisini suçlamamasını söyler. Okulun karşısındaki kafeden onları izlediğini ve iyi göründüklerini söyler. Joanna terk edişini ve nedenlerini anlatır “Hep birilerinin kızı, karısı, annesi oldum, kendimi bulmalıydım, Kaliforniya’da yaşıyorum, işe girdim, terapiye gidiyorum. Küçük yavrumu çok sevdiğimi öğrendim ve oğlumu istiyorum” dediğinde Ted “Seni istediğini nerden biliyorsun? On beş ay önce gittin. Elinden geleni yap” diyerek elindeki bardağı fırlatır.  Ted öfkelidir yeni kurduğu düzen alt üst olacaktır ve yeni öğrendiği babalık duygusu ile, sanki oğlu tamamen onu terk edecek ve zor bir zamanda paylaştıkları pek çok şey bitecek, diye düşünür.

Ted, boşanma ve velayet için avukata gider. Avukat velayet davalarının zor olduğunu anlatır. Fazlası ile profesyoneldir, bu dava için on beş bin dolar ister ve sert oynamak gerektiğini söyler, “yedi yaşında bir çocuk için hukuk anneden yanadır, velayetin sana verilmesi için uğraşmak gerek” der. Ted o akşam Billy uykudayken oğluna sarılır ve onu çok sevdiğini söyler, artık kaybetme endişesini o da oğlu gibi bir başka nedenle de olsa yaşamaktadır.

İş arkadaşları ile yemekte sürekli Billy’den söz eder. O’Conner onu işten kovar, “gitmene izin veriyorum” derken acımasızdır. Ted karısının velayet için dava açtığını söyler, dost olarak rica eder, ancak adam umursamaz ve Ted “ayıp sana” diyerek işten ayrılır. Avukatı duruşmaya kadar iş bulması gerektiğini söyler. Noel öncesi bir zamandır iş bulmak çok zordur. Burada ileri kapitalist toplumun acımasız kurallarıyla çelişen, Ted’in çocuğunu kaybetme endişesini görmekteyiz. Ted çok çaba sarf eder ve daha düşük maaşlı bir iş başvurusuna, bir yılbaşı partisinden işvereni çıkararak kabulünü sağlar. Billy’yi yeni bürosuna götürür, hatta asansörün düğmesine onun basmasını sağlayarak ona büyüdüğünü gösterir, her ikisi de coşkuludur. Billy babasının odasını ve manzarayı çok beğenir. Babasına “Tekrar evlenecek misin?” diye sorar. “Phyllis’le?” diye ekler. Yeni iş, yeni hayata karşın eksik olan bir anne-kadındır. Ted “hayır” der, Billy durmaz, devam eder: “Annemle?”. Ted “Hayır, asla” diye yanıtlar. Billy ise “O bu iş yerini görse seninle yeniden evlenirdi” der. Hâlâ anne babasının beraberliğine dair umut taşımaktadır. Çocuklar aslında eşler arasındaki ayrılıkta dengeler oluşmadıkça asla beraber olmaları umutlarını yitirmezler ve bu onlar için çok yorucudur.

Avukatı Ted’i arar ve Joanna’nın hukuki yoldan oğlunu görmek istediğini söyler. Ted rahatsızdır ve avukata “ya Billy’yi kaçırırsa, akıl sağlığı yerinde olmayabilir, psikiyatra gidiyor” der. Bu hassasiyetine karşın avukat, annesi ile oğlunun görüşmesine engel olunamayacağını belirtir. Parkta buluşurlar ve Billy koşarak Joanna’ya sarılır.

Mahkeme başlar, her iki ebeveyn de avukatları ile gelirler. Ted yukarıdan Joanna’nın gelişini izler, kızgındır. İlk olarak Joanna ifade verir ve çalışmak istediği halde kocasının bunu istemediğini ifade eder. Şu anda çalışıyordur ve Ted’den daha çok para kazanmaktadır. Evliliğinin son beş yılının çok kötü geçtiğini ifade eder. Ted’in çok yanında olmadığını anlatır. “Evi terk ettiğimde kendimi suçluyordum ama terapi gördüm ve çocuğumla yaşamak istiyorum. Beş buçuk sene ona ben baktım, Ted ise sadece onsekiz aydır bakıyor, bana ihtiyacı var” der.  Dava süresince her iki tarafın da avukatları acımasızdır ve kazanmak uğruna her olayı karşılıklı olarak suçlayıcı biçimde kullanırlar. Aslında mesele velayet midir yoksa kızgınlıklar nedeniyle yapılan bir güç savaşı mıdır? Çocuğun ne istediği ise kimseyi ilgilendirmemektedir. Ortak arkadaşları Margaret ifadesinde Ted’in çok değiştiğini, çok iyi bir baba olduğunu, çok çabaladığını belirtir. Bu arada Margaret eski eşine dönmüştür, Ted buna çok sevinir. Dava sonunda Ted velayeti kaybeder. Yeni bir dava açarsa üst mahkemede Billy de ifade verecektir, oğlunu üzmek istemez. Bu karar gerçekten çocuğunu düşünen, kızgınlığını ve ilkelerini çocuğundan daha geri plana bırakabilen bir ebeveynin yaklaşımıdır ve bence filmin en eğitici sahnesidir.

Baba-oğul parkta yürüyüşe çıkarlar, Ted gelişen olayları ve hâkimin verdiği kararı Billy’nin anlayacağı şekilde anlatır. Duygusal olmamaya çalışır. Billy sorgular, odasından, alışkanlıklarının olduğu evinden, oyuncaklarından ayrılacaktır ve en önemlisi artık babasından ayrılmak istemiyordur. Ted “her şey yolunda girecek” der ve dondurma yemeyi önerir. Filmin üç sahnesinde dondurma yemek önemli bir metafordur. Burada çocuk üzgündür, bu kez babasından, evinden ve odasından istemeden ayrılmaktadır, şefkat önemlidir, oralite-dondurma bu önemli duygu gereksinimini beslemektedir. Bu doyurma sahnesi babanın “french toast” yapma sahnesi ile devam eder. Hiç konuşmadan Billy babasına sarılır ve ağlar. Filmin başındaki sahnelerden olan Joanna tarafından terk edilmeleri sonrası “french toast” yaparlarken duyguların bastırıldığı, konuşulmadan Ted’in öfkelenme sahnesi ile bu şefkatli sahne çok farklıdır, burada yitim ikili baba-oğul ilişkisinin istemleri dışındadır ve yası ikisi arasında çaresiz, sessiz ve şefkatli olarak yaşanmaktadır.

Joanna telefon eder ve Ted’i apartman girişine çağırır. Joanna çok düşündüğünü, Billy’yi götürmek için gelirken onun zaten evinde olduğuna karar verdiğini ve götürmeyeceğini söyler. Ted’e sarılır, onu sevdiğini söyler, filmin bu sahnesi çok da şaşırtıcı değildir, Amerikan sinemasında aile kutsaldır ve parçalanamaz. Ted, Billy’e kendisiyle kalacağını Joanna’nın söylemesini ister, hatta yalnız çıkmasının daha doğru olacağına karar verir. Joanna saçlarını düzeltir, gözlerindeki yaşları siler ve Ted’e “nasıl görünüyorum?” diye sorar, Ted “mükemmel” diye yanıtlar. Filmin sonu mutlu biter, aile dağılmamış gibidir ama bir buçuk yıl boyunca Billy örselenmiştir, güvenli yeri sarsılmıştır ve ebeveynlerinin gel-gitleri nedeni ile kafası fazlasıyla karışmıştır. Ted ile Billy artık baba-oğul ilişkisini olması gerektiği gibi yaşamaktadırlar ve bu durum Joanna’nın evi terk etmesi ile sağlanmıştır. Ancak bu kadar küçük yaşta bir çocuğun yüklendiği duygular filmle ilgili yorumlara baktığımızda ön planda değildir, yorumlar hep ebeveynlerin yaşadıkları duygular ve  filmin çekildiği dönemde yaygın olan feminizm/antifeminizm tartışmaları üzerine yoğunlaşmıştır.

Füsun Aygölü

Yukarı