Ladri Di Biciclette (Bisiklet Hırsızları)

26 Kasım 2021

Künye

Yapım Yılı/Ülkesi – 1948,  İtalya
Yönetmen – Vittorio De Sica
Senaryo – Cesare Zavattini (Luige Bartolini’nin romanından uyarlama)
Müzik –  Alessandro Cicognini
Oyuncular – Lamberto Maggiorani (Baba/Antonio Ricci), Enzo Staiola (Çocuk/Bruno Ricci), Liannella Carell ( Anne/Maria Ricci)
Imdb Notu – 8.3

Özellikler

  • Siyah-beyaz ve 93 dakikadır.
  • İtalyan yeni gerçekçilik akımını başlatan film olarak kabul edilir.
  • Vittorio De Sica filmde sıradan insanları oynatmayı tercih etmiştir. Özellikle çocuk rolündeki Bruno’nun gerçek duygularını yansıtabilmesi için yönetmen halktan kişilere rol vermiştir.
  • Sergio Leone filmin yardımcı yönetmenidir.
  • Sinema tarihinin en iyi ilk on filmi arasındadır. Woody Allen’e göre sinema tarihinin en iyi filmidir.
  • En önemlileri “Bafta En İyi Film Ödülü (1950)”, “Altın Küre En İyi Yabancı Film Ödülü (1950)”, “En İyi Yabancı Film Akademi Onur Ödülü (1949)” ve “Bodil En İyi Yabancı Film Ödülü (1951)” olmak üzere, toplam yirmi ödül sahibidir.

Konu

Savaş sonrasında İtalya’da ve bütün Avrupa’da yaşanan ekonomik bunalım döneminde, orta sınıftan geldiğini anladığımız ve uzun süredir işsiz olan Antonio’nun, bulduğu işe kabul edilebilmesi için bir bisiklete ihtiyacı vardır.

Eşi Maria evdeki keten yatak çarşaflarını emanete vererek onun bisiklet almasını sağlar. Ancak ilk iş gününde Antonio’nun bisikleti çalınır.

Antonio, oğlu Bruno ile birlikte Roma sokaklarında bisikleti aramaya başlar. Ama uzun uğraşlardan sonra hırsızın evini bulsa da elinde bir kanıt olmadığı için çabaları boşa çıkar.

Sonunda, uğradığı bu felaket ve çaresizlik Antonio’yu da bir bisiklet hırsızı yapacak ve ona oğlunun gözündeki yerinin sarsılmasına mal olacaktır.

Yorum

Bisiklet Hırsızları”nda anlatılan öykü sadece bir çocuğun öyküsü değildir veya çocuk bu filmin başrol oyuncusu değildir ama filme derinliğini kazandıran, olayların onun gözünden görülüş biçimi ve onun açısından değerlendirilmesidir. Film boyunca izlenen baba-oğul ilişkisi de konunun ana unsurlarından birisidir.

 Film 1948’lerin İtalya’sındaki ekonomik zorlukları, savaş sonrası toplumundaki değişimi ve aynı zamanda o dönemin insan portrelerini geniş bir perspektiften verir.

İtalya’da savaş sonrası işsizlik, insanları çaresizlikle baş başa bırakmıştır. Antonio, bu çaresizliğin altında ezilmiş durumdadır. Nihayet bir iş bulduğundaysa kendisine bu iş için bir bisiklete ihtiyacı olduğu söylenir; tam umutlandığı sırada yeniden çaresiz kalır. Bunun üzerine, karısı Maria evdeki keten yatak takımlarını emanete verir ve bu sayede bisikleti alırlar. Burada seyirciye aktarılan, Maria’nın, ailesinin bunalımı aşması için kendine göre büyük bir özveri gösterip çok kıymet verdiği keten takımlardan vazgeçerek yaptığı fedakârlıktır. Aile bağları güçlüdür ve birbirlerine destek olmalıdırlar.

Bisiklete kavuştuktan sonra Antonio, eşini de bisikletin önüne oturtarak yola çıkar. Böylece, adeta aracın sembolize ettiği umudu nasıl paylaştıklarını gösterir. Ama eşinin bir falcıya olan borcunu ödemek istemesi üzerine ona engel olur ve bunu saçma bulduğunu belirtir. Bu sahnenin seyirciye hatırlattığı önemli bir şey vardır; ekonomik güçsüzlüklerde şans oyunları veya falcılık gibi desteklerden medet ummak artar. Karı koca evlerine mutlu olarak giderler, geleceğe yönelik umutları vardır; akşam da ailece mutlu ve umutludurlar. Oğulları Bruno ise önlerindeki güzel günler için çok heyecanlıdır.

Ertesi sabah baba oğul benzer iş tulumlarını giyerler. Baba oğulun çok sıcak bir ilişkisi vardır ve bu sahnede sekiz yaşlarındaki Bruno’nun kahramanı ve özdeşimi babasıdır; biz bunu ikisinin aynı kıyafetlerde oluşundan anlarız. Baba oğul evin geçimi için çalışmak zorundadırlar. Bruno çocuk işçidir, benzincide çırak olarak çalışan küçük bir adamdır. Ailenin parasızlık karşısındaki çabaları oldukça dramatiktir.

Babanın yeni başladığı işinde heyecanla afiş yapıştırmayı öğrenmesi, çalışmak için sahip olduğu motivasyon etkileyicidir. Büyük bir hevesle ve tamamen işine odaklanarak çalışır. Örneğin, asmakta olduğu afiş “Gilda” filminindir ve üzerinde o zamanların göz alıcı yıldızı Rita Hayworth’un resmi vardır ama Antonio için işini yapmak önemlidir ve afişteki meşhur yıldızla hiç ilgilenmez. Oysa tam işine alışıp keyifle çalışırken, bisikleti üçlü bir çete tarafından çalınır. Çaresizce bisikletin arkasından koşar. Ama onları yakalayamaz ve bir anda büyük bir hayal kırıklığı içinde kalır. Olanlardan ötürü oğlu Bruno’yu işten almaya bir saat geç gider. Çocuk merak etmiştir, bisikleti sorar. Antonio cevap vermez uzak durur, durumundan utanmaktadır. Mahcuptur ve çaresizdir. Bu nedenle de eve girmez.

Yardım istemek için arkadaşlarını bulmaya karar verir. Tiyatro oyunu sahneleyen çöpçü arkadaşının gösterdiği ilgi ile teselli bulur. Çalıntı bisikletlerin olduğu yere Bruno, Antonio ve arkadaşı birlikte giderler. Burada arkadaşlık, iyilik, savaş yıllarında unutulan yardımlaşma, birilerini umutlandırma ve sevindirme duyguları çok yoğun olarak yansıtılmaktadır. Özellikle komşuluk ilişkileri ve arkadaşının ona yardım çabaları etkileyicidir.

Çalınan bisikletin parçalandığını düşünerek parçaları aramak üzere iş bölümü yapılır ve Bruno’dan korna gibi malzemeleri bulması istenir. Ancak Bruno, tezgâhlardaki malzemelere bakarken satıcılardan kötü muamele görür, korkar, üzülür ve babasına sığınır. Babasının elini tutar; artık güvenli yerdedir. Baba ne kadar çaresiz ve aciz olursa olsun, oğlunun gözünde hep güçlü ve koruyucudur.

Bir süre sonra nihayet bisikleti çalan genci yaşlı bir adamla gören Antonio, oğlu ile bu adamı takip eder. Yaşlı adam kiliseye girer; orada fakir insanlara yardım yapılmaktadır. Bu sahne bize iş, para, ekonomi kavramlardan hiç söz etmeden mevcut krizin farklı sosyoekonomik gruplara yansıma biçimini gösterir.  Burjuva sınıfı kadın ve gençlerin yardım yapılan fakirlere bakışı, sanki yardım ediyormuş gibi görünerek kendi sistemlerini korumaları çok çarpıcıdır. Antonio yaşlı adama ısrar eder, tehdit eder ve gencin adresini alır; ancak kilisedekiler tarafından dışarı çıkartılır. Bruno ise, babasına merakla hırsızla ilgili soru sorduğunda ondan bir tokat yer. Bir sonraki sahnede, Bruno’nun babasının yanından uzak yürüyüşü ve onu annesine şikâyet edeceğini söyleyişi, babasına kırgınlığının ve yaşadığı büyük hayal kırıklığının yansımalarıdır.

Antonio oğlundan ayrılarak hırsızı aramaya devam ettiği sırada onlara yakın mekânda bir çocuğun boğulmak üzere olduğu haberini alır. Çocuğun oğlu olduğunu sanır, çok korkar. Onun Bruno olmadığını anladığında duyduğu mutluluk, bunu oğluna gösterme biçimi, çocuğa onlar için lüks sayılabilecek bir restoranda yemek yedirmesi ve yemeğin sonunda içtiği şarabı az miktarda onunla da paylaşması karşılıklı duydukları şefkat ve sevginin bir belirtisidir ve aralarındaki buzların eridiğini gösterir. Özellikle içtikleri şarabı anneye söylememe kararı, artık aralarında bir sır da olduğu için baba oğlu tekrar iyice birbirlerine yaklaştırır. Yemek sonrasında baba-oğul daha önce Maria’nın gittiği falcıya giderler ve Bruno’nun girişkenliği ile bekleyenlerin en önüne geçip falcıdan bisikletle ilgili bilgi almak isterler. Bu sahnede de ikilinin birlikte bir engelin üstesinden gelmekten duydukları mutluluk ve bunu paylaşma biçimleri önemlidir.

Filmde daha sonra Antonio hırsızı yakaladığında ve elinde polise gösterecek kanıt olmadığı için tekrar elinden kaçırdığında yaşananlar, hem toplumların hem de bireylerin benzer olgular karşısında nasıl farklı duruşlar gösterdiğinin en güzel göstergesidir. Mahalledeki çevresi tarafından korunup kollanan hırsız türlü hileyle kurtulmayı başardığında, mağdur olan Antonio sanki suçlu durumuna geçmiştir. Öte yandan, ekonomik durumları birbirine benzese de Antonio tercihini hırsızlıktan yana kullanmamıştır.

Filmin son bölümünde Antonio’nun bu tercihten vazgeçmesine ve bu kararı yüzünden oğlunun gözündeki yerini kaybetmesine şahit oluruz. Kendi bisikletinden ümidini tamamen kesince, o da bir bisiklet çalmaya kalkar ve yakalanıp ancak bisikletin zengin sahibinin ondan davacı olmaması sayesinde kurtulur. Gerçi onun bisikletini çalan hırsız gibi orta sınıftan birinin bisikletini çalarak zaten zorda olan birini daha beter bir güçlüğe düşürmemiştir ama bu arada Bruno babasını çalıntı bisikletin üzerinde büyük bir  ve hayal kırıklığına uğramıştır. Sonuçta, baba-oğul birlikte perişan, güvensiz, değersiz ve hayal kırıklıkları ile dolu olarak evlerinin yolunu tutarlar.

Roma varoşlarındaki zor yaşam koşullarına, işsizliğe, fakirliğe yer vermesi filme belgesel bir değer de katmaktadır. Doğal ışık altında doğal dekorlarda yapılmış dış çekimler, amatör oyuncular, filmin gerçekçi yanına katkıda bulunmaktadır. Başrolü babasıyla paylaşan Bruno’nun filme kattığı bakış açısı ise “Bisiklet Hırsızları”nı, birçok başka özelliğinin yanı sıra, önemli bir “çocuk filmi” de yapmıştır.

Füsun Aygölü

Yukarı