The Kid (Yumurcak)

12 Ekim 2021

Künye

Yapım Yılı/Ülkesi – 1921, A.B.D.
Yönetmen – Charlie Chaplin
Senaryo – Charlie Chaplin
Müzik – Charlie Chaplin
Oyuncular – Charlie Chaplin (Berduş), Jackie Coogen (Çocuk), Edna Purviance (Anne)
Imdb Notu – 8.3

Özellikler

  • Bir çocuğun öyküsünü anlatır, başrolde bir çocuk oynar, bir çocuğun yaşadıkları aracılığıyla büyüklere bir mesaj iletir.
  • Sadece çocukların değil eğitmenlerin ve ailelerin de çok sevdiği bir filmdir.
  • Charlie Chaplin’in ilk uzun metrajlı filmi ve ilk komedi klasiğidir.
  • Başrol oyuncusu Jackie Coogen, sinema tarihinin ilk çocuk yıldızı kabul edilir.
  • Sinema tarihinde sessiz sinema filminin en iyi örneklerinden biri kabul edilir.
  • Sinemanın “kült film”lerinden biridir.
  • Gişe başarısı büyük olmuştur.
  • Ayrıca eleştirmenlere göre komedi ile dramın en başarılı birleştirildiği filmlerden biridir.
  • 1972’de filmin yeni bir versiyonu vizyona girmiştir. Bu ikinci yapımda Chaplin kendisi montaj yaparak bazı sahneleri çıkartmış ve filmde kendi bestelediği yeni bir müziği kullanmıştır.

Konu

Varlıklı bir aileden gelen bir anne gayri meşru oğlunu çaresizce sokağa bırakır ve intihar teşebbüsünde bulunur. Ancak ölmez ve bir süre sonra annelik duyguları ile tekrar çocuğunu aramaya başlar.

Öte yandan, berduş/serseri bir adam tesadüfen çöplüklerin arasında bebeği bulur. İlk başta hiç istemese de sonunda onu alıp birlikte yaşamak zorunda kalır ve çocuğu büyütmeye başlar.

Yıllarca birlikte pek çok acı tatlı şey yaşayıp birbirlerine destek olurken, aralarında büyük bir sevgi ve güven oluşur.

Anne nihayet oğluna ulaşınca da Berduş, çocuk için daha iyi olacağını düşündüğü için, içi kan ağlayarak onu annesine verir. Ancak, sonuçta çocuğa tekrar kavuşacaktır.

Yorum

Filmin başlangıcında görülen olaylar, konunun “dram” içeriğini oluşturmaktadır. Genç/çocuk annenin çaresizliği, oğlu ile hastaneden çıkışları, kadının genç ressamla olan ilişkisi yüzünden çektiği acı ve yaşadığı hayal kırıklığı sonucu köprünün üstünden atlamaya kalkışması izleyiciyi acı dolu bir yaşamın içine alır. O yılların sosyal ve ahlaki yapısının kadın üzerindeki baskısı ve buna tepki olarak ancak yaşama son vermeye karar verebilmesi gerçek anlamda trajiktir çünkü bu karar aynı zamanda kadının çocuğunun yaşamına dair sorumluluklarından da vaz geçtiği anlamına gelmektedir.

Çocuğu için elinden gelen tek şeyi yapar ve üzerine bir not iliştirerek onu iyi bir semtte şık bir arabanın içine bırakır. Ancak bebek için olumsuzluklar devam eder ve arabayı çalan gangsterler tarafından çöplüğe bırakılır. Çöplerin arasına bırakılan yeni doğmuş bir bebeğin ağlayarak varlığını duyurduğu insanın bir berduş olması da kaderinin baştan olumsuz imgelerle donandığını göstermektedir. Çocuk gayri meşrudur, güveni kötüye kullanılmış bir kadının çok da istemediği bir arzu nesnesidir. Bir berduş tarafından bulunmuştur ve bu berduş da onu istemediği için ona bakabilecek bir anne arayışı içerisindedir.

Berduş çocuğu başkalarına bırakma arzusundadır ama nedense hep engellerle karşılaşır. Sanki biraz bırakma isteği çok da yoktur! Bu çelişkili duyguları rastladığı bazı polis ve bir başka anne gibi çeşitli kişilerce yönlendirilince bebeği sahiplenir ve bakımını üstlenir. Filmde bu noktadan  itibaren, Chaplin’i yani Berduş’u hem sorumluluk sahibi bir baba hem de şefkatli bir anne olarak görürüz. Bize ailenin ve ebeveynin rollerini zaman zaman komik ama daha çok trajikomik olarak yansıtmaktadır. Bu süreçte çocukla birlikte yaşadıkları da filmin “komedi” boyutunu oluşturur.

Çocuğun biraz büyüyünce Berduş ile kader birliği yapışı da çok ilginçtir. Çok iyi anlaşan ve kendi amaçları açısından çok başarılı olan ikili bir ekip haline gelirler. Çocuk önden gidip mahalledeki camları kırar; Berduş ise camcıdır ve onları tamir eder! Böylece, ortaklık ekonomik yönden de kurulmuştur. Öte yandan, polis oyunlarını kavradığında, Berduş çocuğu itekleyip yanından uzaklaştırarak beraber olmadıkları görüntüsü verir ve onu bu şekilde de kollamakla babalık görevini yerine getirir.

Çocuğun Berduş’a duyduğu sevgi, küçücük yaşına rağmen ona şefkatle krep pişirmesi ve kahvaltı masasına çağırması ile de çok belirgin olarak görünür. Berduş’un ise o krepi tek başına yemeyerek ikisi arasında eşit dağıtması, ağzına bıçağı sokan çocuğun elinden bıçağı alıp ona zarar gelmesine engel olması ve üstelik çocuğu sadece kontrol etmekle kalmayıp onu doğruya da yönlendirmesi bu “yumurcağa” duyduğu büyük sevginin göstergeleridir. Tüm bunlar, gerçekte kan bağı olmayan bu iki çok farklı insanın bir aile birliği oluşturmayı başardığını ve birbirlerine sevgi ve şefkatle bağlanmış olduğunu göstermektedir. Mahalle içinde çocuğun arkadaş ilişkileri ve Berduş’un dış dünyaya karşı onu güçlendirme çabalarında, zekânın fiziksel güç karşısındaki etkinliğini öğretişi de son derece çarpıcıdır.  Kısacası, Berduş ve çocuğun karşılıklı şefkatli ilişkileri, birbirleri ile dayanışmaları ve birbirlerine karşı duydukları sorumluluk filmin konusunun can damarlarıdır.

İkilinin yasal hiçbir temeli olmayan bu ilişkisi sosyal hizmetlerden sorumlu resmi kurumlar tarafından keşfedildiği için ayrılık çanları çalınca aralarındaki bağın güçlülüğünü ve sevginin direnç göstermelerindeki etkin rolünü iyice duyumsarız. Onlar bir ailedir artık ve aile bütünlüğü bozulmamalıdır. Berduş’un babalık sorumluluğu ve annelik şefkati ile gösterdiği çabalar ve ikilinin mağdur olmamak ve ayrılmamak için direnci etkileyicidir.

Filmin en trajik kısmı ise, çocuğun annesinin ortaya çıkması ile Berduş’un ve çocuğun yaşadığı gelgitli duygulardır. Berduşun çocuğu çok sevmesi ve onu iyiliği için annesine göndermesi, çocuğun ise bebekliğinden beri kader birliği yaptığı Berduş’tan, yani hem ailesinden hem de paylaştıkları mekândan vazgeçmek zorunda kalıp gerçek annesine gitmesi sırasında yaşanan duygulanımlar oldukça etkileyici sahneler oluşturur. Berduş’un ayrılma sürecindeki isyanı, her ayrılıkta olduğu gibi bizi hüzünlendirir. Yine de, ayrılmaları bize sevginin emek ile dantel gibi işlenerek oluştuğunu ama fedakarlık istediğini ve bu yüzden zorunlu durumlarda sevgi için ayrılıkların da gerekli olabileceğini anlatır.

Filmin son sahnesi bir rüya atmosferi vardır. Bu rüyada çocuk, Berduş ve tüm mahalle bakımlıdır ve melek kıyafetleri ile dans ederler. Berduş gerçekte de artık çok ünlü ve zengin olan annenin malikanesinde çocuğa kavuşmuştur. Chaplin böylece, “Bir rüya ne kadar sürerse o kadar mutlu olunur, ta ki yeni bir filme başlayana kadar…” düşüncesi ile filmini sonlandırır.

Füsun Aygölü

Yukarı