Bir Jackson Pollock Tablonuz Olmasını İster Misiniz?

17 Mart 2021

Bir organize gönüllü sanat sahtekârlığı öyküsü…

Bugün Caz Bavulu’nda dikkatimi çeken bir konuya dair yazmayı istedim. Cazla ilgili değil ama ilginizi çekeceğini sanıyorum. Benim, sanata ve müziğe dair iki merakım var. Biri, malum caz, diğeri ise resim ve genel olarak plastik sanatlar. Hatta, Cumhuriyet dönemi ressamlarına dair kendi çapımda mini bir koleksiyonum bile var ama bu zamanda küçük çaplı bir meraklı olarak elinizde mini bir koleksiyon tutmanız kolay bir iş değil. Zaten, bu resimlerin bir kısmını ekonomik gelişmeler ve yüksek vergiler nedeniyle müzayedeler vasıtasıyla elimden çıkarmak zorunda kalmıştım. Kalan az sayıda sevdiğim tabloyla devam ediyorum, günümüz şartlarında yenilerini almak da kolay görünmüyor.

Ann Freedman

Beni boşverin, söz edeceğim konu çok daha cazip. Geçtiğimiz hafta Netflix’te izlediğim bir belgeselde, öyle böyle değil, milyar dolara yaklaşan rakamların havada uçuştuğu sanat dünyasında son elli yılın en önemli organize sahtekârlıklarından biri anlatılıyordu. İnternete The Knoedler Gallery ve Ann Freedman isimlerini yazın hemen karşınıza çıkacaktır.

Bu organize sahtekârlıktan kısaca söz edeceğim ama esasen, bu olayın çevresinde yer alan herkesin birer gönüllü sahtekâra dönüşmesi durumu ilgimi çektiğini belirteyim. Bu insanlar üstelik Amerikan sanat dünyasının saygın ve sözüne güvenilir insanları. Elbette doğrudan suçlu olan az kişi dışında hiç biri bu sahtekârlıktan haberdardık demiyor ve muhtemelen doğru da ama tuhaflığın farkına varmadıkları gibi bu resimlerin gerçek birer sanat eseri olmasını çok istedik diyerek bu organize aldatmacanın gönüllüsü oluyorlar.

Glafira Roseles

Glafira Roseles

The Knoedler Gallery geçmişi 1846 yılına uzanan, kesintisiz faal olan, Rockfeller’ların, J.P. Morgan’ların ‘koleksiyon parçası’ tablolar aldığı saygın bir galeri ve sahibi de ünlü bir sanayici aile. Son direktörü ise sanat dünyasının önde gelen yönetici isimlerinden Ann Freedman isimli bir hanım. Belgeselde onu sürekli üzgün bir yüzle izliyoruz. Bir gün, güvenilir bir sanat dostu Freedman’a elinde Jackson Pollock, Mark Rothko gibi önemli ressamların resimleri olan birinden, bir portföyden söz ediyor. Bu kişi aracı olarak resimleri satmak istiyormuş, sanat dünyasında böyle şeyler sık olur. Yasal olarak iki-üç kişi dışında kimsenin suçlu olmadığı ‘organize işler’ böyle başlıyor. Sihirli kelimeler Jackson Pollock ve Mark Rothko yanında aynı ayarda başka ressamlar da var. Hızlandırılmış şekilde anlatırsam eğer; Freedman, aracı arkadaşını ‘güvenilir’ bulduğu için kabul ediyor. Freedman, Glafira Rosales isimli kadını kabul ederek görüşüyor, ‘güvenilir’ ve ikna edici buluyor. Tablolar Rosales’e ait değil. Adını açıklamaya yetkili olmadığı biri adına tabloları satacağını söylüyor. Tabloları görmek için buluşma ayarlanıyor ve ilk tablo Mark Rothko görücüye çıkıyor. Esas film burada başlıyor.

Burada bir not düşmem lazım, tüm eserlerin ‘abstract’ tabir edilen soyut resimler olması önemli. Ayrıca, bu isimler, Amerikan sanatının şimdiye kadar yetiştirdiği en önemli isimler. 2. Dünya Savaşı’na kadar New York sanatın başkenti değildi, dünya üzerinde Avrupalı sanatçılarla aynı ayarda ressamlar da çıkaramamıştı, ne zaman savaş koşulları değiştirdi, Pollock ve Rothko gibi nerdeyse Picasso seviyesinde isimler yetişmeye başladı. Elbette, ‘abstract’ sanatın, soyut dışavurumcu dalganın da bunda önemli etkisi oldu.

Bu konuya cazla ilgili bir detay eklemem gerekirse eğer, Jackson Pollock’ın müthiş bir caz tutkunu olduğunu söyleyebilirim. Hatta, 1989 tarihli çok sevdiğim “New York Stories” film üçlemesinin Martin Scorsese imzalı Nick Nolte’nin ünlü bir ressamı canlandırdığı kısa filmindeki karakterine ilham kaynağı olmuş bir sanatçıdır Pollock ama detaylar farklıdır elbet. Yıllarca New York’un ünlü Five Spot caz klübünde sigara, yoğun içki ve sınırsız caz eşliğinde sabahladığını, bohem, huysuz, kavgacı, içine kapanık, psikolojik bir kişiliğe sahip olduğunu biliyoruz. Pollock caz müziğini doğaçlama özelliğinden ötürü sınırsız yaratıcılığa sahip bir müzik olarak görüyordu. Aslında, kendi sanatı ile ilgili benzerlikler bulduğu muhakkaktır.

Sahtekarlık öyküsüne geri dönersek… İspanyol asıllı Glafira Rosales erkek arkadaşı olarak tanıttığı bir diğer İspanyol asıllı kişiyle organize ve sistemli şekilde galeri üzerinden -ki burada galerinin kurumsal ikna ediciliğini de kullanarak- sahte resimleri yüksek fiyatlarla sisteme dahil ediyorlar. Freedman’ın tek savunusu bu kişileri samimi bulması değil, hakkını yememek lazım, kendince önlemler almış ve sunulan eserleri MOMA dahil birçok önemli kurumun uzmanlarına göstermiş ve onların da kağıt üzerinde belgeli onaylarını almış. Dünyaca ünlü uzmanların dahi yanıldığı, resimler hakkında gerçektir kararı verdiği tablolar yavaş yavaş koleksiyonları süslemeye başlamış.

Sahte Mark Rothko

Belgeselin de üzerinde durduğu nokta aslında herkesin en azından bir şeyler doğru değil diye düşünse dahi bu resimlerin gerçek olmasını öylesine dilemişler ki, bu da açık bir zaaf oluşturmuş, hele ki uzmanların da onay vermesiyle bu tablolar kabul görmüş. Toplamda 30’dan fazla sayıda tablo ve 80 milyon dolar bir rakamdan söz ediyoruz. Galeriler onaylamış, Sotheby’s gibi müzayede şirketleri onaylamış ve satmış, anlı şanlı kritikler onaylamış, makaleler yazmış, müzeler onaylamış kataloglarına almış, daha ne olsun?

Bu noktada, elbet sahte tabloları yapan kişinin uzmanlığına şapka çıkarmak gerekiyor. Her şeyin sonunda tüm bu sahte eserlerin Queens’de yaşayan bir Çinli göçmen sanatçı Pei-Shen Qian tarafından yapıldığı anlaşılmış. Qian aslında ABD’ye gerçek bir sanatçı olmak amacıyla gelmiş ve ülkesinde sevilen biriymiş. 1980’lerin sonunda Times Meydanı’nda gelene geçene resimlerini oracıkta yaparak satıyormuş. Ta ki bir gün biri yanına yaklaşıp Jackson Pollock resimleri yapabilir misin diyene kadar. Belgeselde ise bu detay, iPhone’un bile kopyasını yapan Çin bu tabloların mı yapamayacak diyerek koskoca ülkeyi aşağılamış olsa da ABD’de aradığını bulamayan, yeni bir Ai Wei Wei olamayan Qian yeteneklerini para kazanmak uğruna bu amaçla kullanmış. Çinli sanatçı sayısız kovuşturmaya uğramış, 40 yıl hapis cezasıyla yargılanırken çareyi ülkesine dönmekte bulmuş. Bu olaylar olduğunda 75 yaşında olan sanatçı şimdi acaba hayatta mıdır?

Pei Shen Qian Kendi Orijinal Tablosunun Önünde

Elbet sahtekârlık döngüsüne kendini kaptıran bu insanlar artık sistemden dışlanmış, itibarları yerle bir olmuş ama ben hâlâ işin ‘organize gönüllülük’ kısmına takılı kaldım. Glafira Rosales tabloların orijinine dair hiç kimseye iknâ edici tek bir belge sunmamış, hatta, randevularda fazla konuşmadığı, genellikle karşısındakini dinlediği söyleniyor. Anlaşılan, Glafira fazla konuşmasa dahi herkes kendini iknâ etmiş. Belgeselin bir yerinde, bir koleksiyonere, bir Jackson Pollock tablosu ister misin, diye sorduklarında yüzünün aldığı şekilden bu ihtimalin dahi insanları nasıl etkilediğini görebiliyorsunuz.

Yazının sonunda cazla ilgili hiç değilse bir albüm önereyim. Pollock’ın çok sevdiği müziklerden oluşan bir albüm olsun; “Jackson Pollock Jazz MOMA”. Spotify’da bu albümü dinleyebilirsiniz.

Feridun Ertaşkan
Yukarı