Caz Bavulunda Hangi Konular Var?

5 Şubat 2021

Ferudun Ertaşkan – Biraz caz tarihinde gezinti, biraz günümüzden haberler var ama günümüz dediğimde gündemin birinci maddesi Covid-19 salgını.

Biraz caz tarihinde gezinti, biraz günümüzden haberler var ama günümüz dediğimde gündemin birinci maddesi Covid-19 salgını. Bu salgından kurtulmadıkça canlı müzik sahnesinin geri dönmesi mümkün değil. Canlı müzik hayatı sadece durmakla sabit kalmıyor, hayat ve masraflar devam ettiği için canlı müzik sektörü durarak geçirdiği her dakika ağır ekonomik kayba uğruyor.

Cazın anavatanı kabul edilen ABD’deki dünyaca ünlü caz klüpleri artık internet kampanyalarından gelecek bağışlara ümit bağladı. Bu konuda gelen son haber, efsanevi Birdland’in internet kampanyası düzenleyerek 250 bin dolar topladığı yönünde idi. Bu haber aslında Sting ve Elvis Costello gibi rock starlarının bu klüp için gerçekleştirdiği çevrimiçi özel gecede toplanan bağışın devamı niteliğindeydi. Anlaşılan klüp bir süreliğine daha paçayı kurtardı.

Okyanusun bu yakasınının gözde caz klübü Londra’nın Ronnie Scott’s’ı İngiltere hükümetinin klübü kültür mirası kabul ederek sağladığı 1 milyon poundluk destekle hayata tutunmayı başardı. Bu da aslında bize kıta Avrupası ile ABD’nin kültür kavramına devlet katında nasıl baktıklarını gösteriyor. Avrupa sosyal devlet kavramına sahip çıkarken ABD kuruluşundan beri yaptığı gibi felsefesine uygun olarak tam tersini uygulamayı sürdürüyor.

Caz bavulundaki bir diğer konu ise bu sene 96 yaşına basan caz vokal efsanesi Tony Bennett’in eşi tarafından Alzheimer hastası olduğunun açıklanmasıdır. Dürüst olmam gerekirse bir cazsever olarak hiç bir zaman Tony Bennett hayranı olmadım. Dikkat edin, Bennett’in ismi her zaman Frank Sinatra’nın gölgesinde kalmıştır. Ne zaman Sinatra öldü, Bennett’in önemi hatırlandı ama artık geç kalınmıştı zira Bennett’de yaşlanmıştı.

Karısının yaptığı açıklamaya göre normal anlarında artık kimliğini, benliğini yitirmiş biri iken şarkı söylemeye başlarsa eğer yine o bildiğimiz Tony Bennett oluyormuş.

Bilirsiniz, Bennett ünlü pop starı Lady Gaga ile 2014 yılında caz demeyelim popüler Amerikan Songbook klasiklerinden oluşan bir albüm yayınlamıştı. Lady Gaga’nın olağanüstü popülerliği elbette albümü müthiş sürüklemişti. İkili meğer Bennett’in sağlığında bir albüm daha yapmayı planlamış ve Gaga’nın kendi albümü “Chromatica”nın stüdyo çalışmaları esnasında bu kayıtları yapmışlar. Baharda albümün çıkacağı söyleniyor. Yine büyük ilgi göreceğini tahmin ediyorum, Bennett hastalığı nedeniyle canlı TV şovlarına katılamasa da albüme ilgi artıracaktır.

Caz bavulundaki bir diğer konu ise son yıllarda cazda Big Band’lerin yeniden geri dönme çabası oldu. Hatta buna çaba demekten öte bir durum olduğunu kabul ediyorum. Bu gelişme hem ABD’de hem Avrupa’da eş zamanlı yaşandı. Yaşandı diyorum çünkü salgın bu gelişmeyi de etkiledi. Nasıl etkilemesin, 15-20 kişi bir araya gelerek aynı sahneyi nasıl paylaşır?

Ama bu konuda vermem gereken önemli bir bilgi var ki bu detay da müziğin yapısallığı üzerine bir konu, şöyle ki, caz orkestraları eskiden hiyerarşik disipline sahip büyük organizasyonlardı, çoğu hâlâ öyle olmakla birlikte yeni dönem kurulan füzyon temelli topluluklar hem karmaşık, dinamik, hatta disiplinsiz bir sounda, hem sahnede kılık kıyafetten tutun sürekli hareketli, yerinde duramayan halleriyle kaotik görünüme sahipler. Ama öte yandan, bu topluluklar müthiş yaratıcı özelliklere sahip. Bu yaratıcılığı sağlayan da füzyon müzik yapmaları.

Eski caz orkestraları şeflerinin kaşla gözle idare ettiği topluluklardı, yeni dönem orkestralar yaratıcılıklarını bu disiplinden uzaklaşmaya borçlular ama bu tarifim onların karman çorman müzik yaptığı anlamına gelmesin zira organizasyonel yapıları farklı olsa da müziğe ilişkin yaklaşım ve yaratıcılık süreçleri eskiye göre daha verimli sonuçlar veriyor. Maalesef bizde böyle bir orkestra yok, daha doğrusu TRT Caz Orkestrası’ndan başka orkestramız da yok ve onlar da devlet ödeneğiyle ayakta duran geleneksel bir orkestra.

Caz bavulundaki son konu eski defter yapraklarına sarmalanmış gibi duruyor ama ara ara hâlâ tartışılıyor. Caz tarihinin tartışmasız bir numaralı ikonu Louis Armstrong her ne kadar sevimli halleri, iyimser fotoğraflarıyla, babacan tavırlarıyla tatlı bir caz dedesi olsa da caz tarihinde kimliği sık sık tartışmaya açılan biridir.

Bizzat Afro Amerikalı caz nesilleri tarafından 1950-60’lı yıllarda bazen nefret ikonu haline bile dönüştürüldüğü olmuştur. Bunun iki sebebi var. İlki Bebop ve sonrası cazın değişimine karşı oluşu, ikincisi ise dönemin yükselen ırk ayrımı ve haklar hareketine yeterince destek olmayışı tartışmasıdır.

Bu iki konunun ilkinde ben de hem fikirim, yani, gençlerin yeni caz anlayışını desteklememiş, hatta, engelleyici tutum içine girmiştir, bu kesin.

Hak mücadelesi konusunda ise, evet, mücadelenin ön saflarında yer almamış, hatta, mitinglerde boy göstermemiştir ama unutmamak lazım ki yaşı itibariyle o yıllarda bu haklı hareketi yürütenlerin babaları yaşında olan Armstrong o insanlar henüz hayatta değilken bu sıkıntıları fazlasıyla yaşamış bir kuşağın ferdidir. Şu kadarını söyliyim, 1934 yılında bırakın ABD’yi, Londra’da bir konsere gittiği gece uçaktan inip sokak sokak gezdiği halde onu misafir edecek tek bir Londra oteli bile bulamamış, teninin renginden dolayı kabul edilmemiş, alenen ortada bırakılmış ve bundan çok daha fazla müessir muameleye maruz kalmış birinin hak mücadelesine inanmamış olmasını doğru bulmuyorum ama yaklaşım farkı olmuştur ve bu fark dönemin genç aktivistlerini kızdırmıştır, bu doğrudur.

Evet, ‘Caz Bavulu’nda biriken konular böyle idi. Şimdilik bavul boşaldı. Yeni konularla tekrar buluşana kadar herkese sağlıklı günler diliyorum.

Ferudun Ertaşkan

Yukarı