Norma

5 Eylül 2021

 

Norma” operası, Fransız bir yazar ve şair olan Alexandre Soumet’in “Norma ya da Evlat Katili” (“Ossia  L’infanticidio”) adlı eserinden, Felice Romani tarafından libretto haline getirilmiş, Vincenzo Bellini tarafından bestelenmiş ve ilk kez 1831 yılında Teatro Alla Scala’da (Milano) sahnelenmiştir. Keltler ile Romalılar arsındaki mücadeleyi açığa çıkaran bir eserdir.  Kişinin tutkularıyla toplumun beklentileri arasındaki ikilem çok net ortaya çıkmaktadır. 19. Yüzyıl verismo (gerçekçilik) akımının önemli bir yapıtıdır.

Eser, iki perdelik bir lirik trajedidir. M.Ö. 50 dolaylarında Galya’da geçer. Galya, bugünkü Fransa, Belçika, İtalya ve İsviçre’nin kuzey kısımlarına tarihte verilen isimdir. Dolayısıyla burada yaşamış olan halka da “Galyalılar” denir. Kelt soyundan gelen bu topluluk, M.Ö. 400’lerden itibaren İberya’dan Avrupa’nın doğusuna kadar olan bölgede yaşamıştır. Keltler, Antik Yunancada “Keltoi” veya “Galatai” diye adlandırılırlardı. Orta Avrupa’dan 4000 yıl önce göç ederek, Büyük Britanya adalarına ve İspanya’ya yerleşmişlerdi. Savaşçı ve avcı bir topluluktular ve hem kâhin hem de din adamı niteliğini taşıyan druid’ler yönetiminde yaşarlardı. Doktorlar, büyücüler, önemli meslek sahipleri hep “Druidler” denilen bu grupta bulunurdu. Bu nedenle, druid’ler aynı zamanda da Kelt halkının üst sınıfıydı.

Keltlerin dini inancı olan “Druizm” ile Paganizm arasında inanç bakımından çok benzerlik vardır. Açık havada toplanırlar, tabiatın kutsal kabul ettiği varlıklara taparlardı. İnançların göre, toprak doğanın anasıydı. Ağaçlar kutsaldı; ölülerin ruhlarının ağaçların gövdesinde yaşadığına inanırlardı. Meşe ağacı gücü, elma ağacı ise ölümsüzlüğü sembolize etmekteydi. Ayrıca bu inanca göre, ağaçlar yeraltı dünyasıyla yeryüzü ve gökyüzü arasında bağlantıyı sembolize ediyordu. Üzerlerindeki kuşlar tanrının habercisi olarak kabul edilirdi; kökleriyse geçmişe uzanırdı. Druizm, reenkarnasyona yani öldükten sonra yeniden hayata gelmeye inanan, çok tanrılı bir dindi. Dağlar, insanların tanrılarla konuştuğu yerdi. Dinsel törenler de çok önemliydi. Bu törenleri taştan tapınaklarda değil, “Nemeton” adı verilen ve kutsal sayılan korularda yaparlardı. İbadetlerinin bir parçası olarak kurban ettikleri insanlar ise, hırsızlar, katiller ve esirlerdi. Adeta vahşet alanına dönen bu kurban törenlerine zaman zaman müzik de eşlik ederdi. Roma egemenliğinin sona ermesinden sonra bu topluluk, kavimler göçüyle Avrupa’ya yayılıp diğer değişik topluluklara asimile oldu. Gelelim operamız “Norma”nın büyülü hikayesine…

Galyalı rahip Oroveso’nun kızı Norma Druid tapınağının bir rahibesi ve kahinidir ve kendisinden beklendiği gibi bekaret yemini etmiş, ancak sonra bu yeminini tutamayarak o sırada ülkesini işgal etmiş olan Romalıların Konsülü Pollione ile gizlice evlenip ve bu evlilikten iki erkek çocuk dünyaya getirmiştir. Bu sırrını da arkadaşı Clotilde’den başka kimseye söylememiştir.  Ancak aşk zaman içinde yıpranmış ve Pollione, Adalgisa adında başka bir rahibeye âşık olmuştur. Öte yandan Norma, gelecekten hep doğru haber veren bir kâhin olarak halkı tarafından çok sevilmektedir. Bir gün Kutsal Tapınak’ta, Romalıların mahvolacağını, ancak buna beklendiği gibi Galyalıların değil, Romalıların kendilerinin neden olacağını halka duyurur ve tanrıların savaş değil barış istediğini söyler. Bu kehanetini duyurduğu törenin sonunda da Romalılara bağlı olan Adalgisa’nın dua etmek üzere tapınağa geldiğini görür. Adalgisa, Pollione ile aşk yaşadığını ve bundan dolayı suçluluk hissettiğini Norma’ya itiraf eder; Norma da bunu büyük bir hoşgörüyle karşılar. Bu durum, Adalgisa’nın Norma’ya fazlasıyla minnettar olmasına neden olur.

Bu arada, Konsül Pollione sevgilisi Adalgisa ile Roma’ya kaçmak istemektedir. Ancak Adalgisa Pollione’nin birlikte gitme teklifini kabul etmez.  Öte yandan Norma, Adalgisa’ya Pollione ile evli olduğunu itiraf eder. Buna çok sinirlenen Adalgisa, büyük bir nefretle Pollione’dan yüz çevirir. Pollione’nin ihaneti yüzünden çıldıracak hale gelen Norma ise, iki oğluyla birlikte kendini öldürmeyi düşünür. Öldükten sonra, çocuklarının Romalılara köle olmasına gönlü razı gelmediği için onları da beraberinde götürecektir. Ancak evlat sevgisi intikam duygusunu alt eder. Çocuklarına kıyamaz ve onları Clotilde ile başka yere gönderir, Adalgisa’yı da yanına çağırtır. Ona Pollione’ye eş, iki oğluna da anne olmasını teklif eder. Adalgisa bu duruma çok sıcak bakmaz; ara bulmak için Pollione’ye gitmek ve onu Norma’ya ve çocuklarına karşı görevlerini yerine getirmesi için ikna etmek fikri daha mantıklı gelir.

Norma Adalgisa’ya çok güvenmektedir; ancak Adalgisa ne yazık ki Pollione ile yaptığı görüşmeden başarısız döner ve hayatının geri kalan kısmını rahibe olarak yaşamaya karar verdiğini Norma’ya söyler. Clotilde de Norma’ya Adalgisa’nın yalan söylemediğini, Pollione’ye yalvardığını ama Pollione’nin onun önerilerine duyarsız kaldığını iletir. Bu duruma çok sinirlenen Norma, Kutsal Meşe ağacına gider, ağaçta asılı duran mızrağı üç kez kalkanın üstüne vurur. Bu hareket Romalılara karşı savaşın başlayacağının belirtisidir. Tam o sırada Clotilde koşarak gelir, bir Romalının tapınağı tahrip ederken yakalandığını haber verir. Bu kişi Konsül Pollione’den başkası değildir. Bekçiler yakaladıkları Pollione’yi kutsal taşın olduğu yere getirirler. Hınç dolu olan Norma, Pollione’yi kendi elleriyle öldürmek istediğini söyler.

Norma, cezanın uygulanmasından önce; babası Oroveso’ya Pollione ile son bir kez konuşmak istediğini söyler, babası kızına izin verir. Norma Pollione’ye öyle kızgın ve kırgındır ki ona vereceği cezaya iki oğlu ve Adalgisa’nın da dahil olmasını istediğini intikam hissiyle ve acıyla ifade eder. Bu karar karşısında çılgına dönen Pollione, onları kurtarabilmek için Norma’nın ayaklarına kapanarak affetmesini ister. Norma, halkına olayların iç yüzünü anlatır; Konsül Pollione’nin eşi, iki çocuğunun da babası olduğunu halkın önünde babası Oroveso’ya itiraf eder ve Tanrılara adak olmak istediğini ifade eder. Derin acılar içinde olan babası, kızının bu isteğini kabul eder. Norma’nın bu asil ruhlu davranışı Pollione’yi çok duygulandırır. Pollione, yakılmak üzere odun yığınının üstüne çıkar; Norma da onunla birlikte aynı odun yığının üstüne çıkar ve alevler arasında kaybolurlar. Böylece, ölümde tekrar birleşirler.

Çağnur Gürsan

 

Yukarı