Sihirli Flüt

1 Nisan 2021

 

W. A. Mozart’ın ünlü eseri Sihirli Flüt, operanın en çok sevilen eserlerinden birisidir. Her ne kadar Mozart bu eseri, sadece ihtiyacı olan parayı bulabilmek için, bir halk tiyatrosunda oynanmak üzere, müzikli bir oyun olarak hazırladıysa da sahnelendiğinde Sihirli Flüt, herkes tarafından opera olarak kabul edilmiştir.

Konusu, Prens Tamino’nun bir canavar tarafından kovalanırken baygın düşmesi ve Gece Kraliçesi’nin nedimelerinin canavarı öldürerek bu yakışıklı genci kraliçelerine takdim etmeleri ile başlar. Kraliçe, Tamino’ya kızının resmini verir ve kızın babası Sarastro tarafından kaçırılarak tutsak edildiğini söyler; Prensten onu kurtarmasını ister. Resminden kıza âşık olan delikanlı bu dileği kabul eder ve yoldaşı Papageno ile yola koyulur. Sarastro’nun şatosuna vardıklarında ise onun anlatıldığı gibi kötü biri olmadığını ve şatonun da aslında iyiliğe adanmış bir mabet olduğunu anlarlar. Tamino sevdiğine kavuşabilmesi için sadece bir dizi sınavdan geçip mabede rahip olması gerektiğini öğrenir. Sınavları başaran Tamino giriş merasimi ile tapınağa kabul edilir ve eser mutlu sonla nihayete erer.

Gerek Sihirli Flüt’te anlatılan konu, gerekse içinde yar alan insanüstü yaratıklar ve bunların görsel olarak tanımlanış biçimleri o güne dek operada sık rastlanan tema ve görüntüler değildir. Yaygın inanca göre, eserin konusu tamamen ezoterik bir topluluğun felsefesini ve iyilik anlayışını anlatmak için tasarlanmıştır. Hatta Sihirli Flüt ilk sahnelendiğinde, izleyenler tarafından Mason localarının işleyiş biçimini anlattığı şeklinde yorumlanmış ve Mozart, söz konusu mabedi, sınavları ve kabul törenini sahnede gösterdiği için bu opera aracılığıyla Masonik törenleri açığa vurduğu iddialarına karşı, eserinde yer alan törenlerin Mason törenleri değil kadim Mısır “Rahip İnisiyasyonu Ayinleri” olduğunu belirtmiştir.

İnisiyasyon eylemine daha çok ezoterik topluluklarda rastlamaktayız. Zaman içinde anlaşılamayan, çözümlenemeyen ne varsa “ezoterizm” olarak adlandırılırmış olsa da değişik dönemlerde, bilgiden bilgeliğe kadar geniş bir yelpazede pek çok durum için “ezoterik” terimi kullanılmaktaydı. Bu arada, “ezoterizm” kelimesinin sözlüklere 19. Yüzyıl ortalarında girdiğinin de altını çizmemiz lazım. Daha önceleri “simya, kabala, büyücülük, astroloji” gibi özel terimler kullanılmaktaydı. Bugün için bunların hepsinin ezoterizm ağacının dalları olduğunu söylemek uygun olur.

Günümüzde ezoterizm, kullanana göre değişik şeyler ifade etmektedir. Ancak genel olarak ezoterizm denince, küçük bir grupla sınırlandırılmış olan, dinleyici veya seyircisi olmayan, anlaşılabilmesi için belirli bir formasyon gerektiren, biçimi de farklı, sırların saklandığı, içeriği sembollerle açıklanan, diğer bir deyişle metafizik bilgiler içeren bir disiplin anlaşılmaktadır.

Bu anlattıklarım batı toplumları için geçerli olup, doğu topluluklarında ezoterik kavramı biraz farklıdır. Doğu toplumlarında ezoterizm; kurban ve arınma yoluyla dahil olunan, ruhban sınıfına ilişkin bir doktrin olarak kabul edilmektedir.

Sihirli Flüt’de stilize edilmiş sembolik bir örneğini izlediğimiz inisiyasyon, ezoterik toplumlarda çok önemlidir ve törenlerin bir sır perdesiyle haricilere kapalı olması nedeniyle, nasıl olduğu bilgisine ulaşılamamaktadır. Fakat günümüzde, yaygınlık durumuna bağlı olarak bu törenlerin sır perdesi nispeten aralanmıştır. Örneğin, Yahudilerin Bar Mitzvah ve Hristiyanların vaftiz törenleri de bu sır perdesinden arındıkları için bilinmektedirler. Yarı gizli törenler için Osmanlı’daki Bektaşiler ve Ahiler gibi topluluklara kabul törenlerini de örnek olarak sayabiliriz.

Gerçekten sır perdesi ile korunmuş törenler arasında eski Yunandaki Eleusis ve Dyonisos ritüelleri, Pythagoras Tarikatı’nın mistik ayinlerinin ve Mısırlıların katılma törenlerinin ise sahne dünyası için önemi ayrıdır. Tiyatronun kökeni bu ritüellerde yattığı gibi, söz konusu törenlerin uygulanış biçimi daha sonra tüm sahne sanatları için de temel teşkil etmiştir denilebilir. Mısır Ölüler Kitabı, Firavun Eriştirme Töreni ve Mabetlere Kabul Töreni bunun için iyi birer örnektir çünkü özellikle bu son tören, Sihirli Flüt operasındaki kabul törenine oldukça benzemektedir.

Eski Mısır Mabedi çift kare şeklinde idi. Mabedin ortasında birbiri üstünde duran üç küp ve bunların da üzerine kutsal hikmetleri kapsayan kutsal metinler konulurdu. Mabedin girişinde iki sütun bulunurdu. Bu sütunların her birinin tepesinde biri arzı diğeri semayı temsil eden iki kare konulmuştu. Mabedin girişinde ellerinde silah olan iki muhafız bulunması şarttı. İçeri alınacak her hariciye ne istediği sorulur ve o da “ışık” cevabını verirdi. Ölüler Kitabı’nda anlatıldığına göre, aday mabede kabul edildiği zaman verdiği yemine aykırı hareket ederse, öldürülür ve kalbi parçalanırdı. Mabedin içinde herkes deriden yapılmış üçgen şeklinde beyaz önlük takardı. Mabedi sekiz köşeli bir yıldız süslerdi. Bu tür geometrik şekillere Mısır’daki mabetlerde ve hatta piramitlerde rastlamaktayız.

Bu dekor ve uygulamaların çok benzerinin bugün Mason mabetlerinde de yer aldığı günümüzde bilinmektedir. Sihirli Flüt operasında ise bunların sahneye uyarlanarak stilize edilmiş benzerlerini görürüz. Ne mekân ne de olaylar doğrudan bir Mason veya Mısır mabedinden alınmış olmasa da hepsi bunları çağrıştırır niteliktedir.

Eski mısırda mabede kabulünü isteyen aday, bu hakkı kazanmak için bir dizi zorluğa katlanmak zorundaydı. O bu güçlüklerle uğraşırken ilerde parlak ışıklar arasında muhteşem sütunlarla süslenmiş bu noktada İsis rahip ve rahibelerinin gönül çelen şarkı ve ilahileri duyulurdu. Aday bu seslerle kendinden geçmekteyken rehberi ona devam etmek isteyip istemediğini sorardı. Bu sahneye Sihirli Flüt’de de rastlıyoruz. Tamino ve Papageno Gece Kraliçesi’nin kızını kurtarmak için Sarastro’nun şatosuna giderlerken (ki vardıklarında bu şatonun aslında bir mabet olduğunu anlayacaklardır) bu durumun hemen hemen aynısıyla karşılarlar ve Tamino yola devam ederken Papageno orada kalmayı tercih eder…

Sonuç olarak, Sihirli Flüt Operası, iyiliğin ve doğruluğun her zaman kazandırdığını, yalancıların ve kötülerin er ya da geç cezalandırıldığını, bir topluluğa kabul töreni üzerinden sembollerle anlatan bir eserdir. Önemli olan, söz konusu topluluğun ne olduğundan çok, bu gerçeğin büyüklüğünü ve Taminon’nun flütünden çıkan tınılar gibi müziğin insan ruhu üstünde nasıl olumlu etkisi olduğunu böyle bir başarıyla betimlemesidir.

Sihirli Flüt Operası’nın birçok rejisör tarafından sahnelendiği bir gerçektir. Ama burada anlatılan törenlere en yakın olanı Ingmar Bergman yorumu olduğunu da söyleyebilirim.

Çağnur Gürsan

 

Yukarı